Antalya, sadece denizi, plajları ve doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihsel mirasıyla da dikkat çeken bir şehir. Şehrin kalbinde yer alan camiler, türbeler ve minareler, bu kadim toprakların binlerce yıllık geçmişine tanıklık ediyor. Selçuklu ve Osmanlı izlerini taşıyan İslami yapılar, Antalya'nın kültürel dokusunun önemli bir parçası olarak, hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Yivli Minare'den Kesik Minare'ye, Hıdırlık Kulesi'nden Karatay Medresesi’ne kadar uzanan bu tarihi yapılar, geçmişin ve bugünün birleşim noktası olma özelliğini taşıyor. Antalya'daki İslami yapılar, sadece mimari şaheserler değil, aynı zamanda şehrin ruhunu ve medeniyetlerin buluştuğu tarihi yansıtan birer kültürel hazine olarak varlıklarını sürdürüyor.

HIDIRLIK KULESİ
Antalya’nın en merkezi yerlerinden birinde, kendine özgü duruşuyla dikkat çeken Antalya’nın sembol eserleri arasında yer alan bir yapı var. Hıdırlık Kulesi. Kule, her ne kadar bütün ihtişamı ile denizi ve ziyaretçilerini selamlıyor görünse de, hakkında bilinmeyen onca şey ile aslında Antalya’nın gizem dolu eserleri arasında yer alıyor. Hıdırlık Kulesi, Antalya’nın Karaalioğlu Parkı içerisinden denize doğru gidildiğinde önümüze çıkan meydanın ortasında yaklaşık 25 metre mesafede yer alıyor. Aynı zamanda Kaleiçi’ne kıvrılırken de yine kulenin önünden geçiyorsunuz. Birçok kimsenin fazla dikkatini çekmese de bu etkileyici kule çok eski bir tarihe sahip ve Kaleiçi bölgesinin sağlam olarak günümüze ulaşan en önemli eski eserlerden biri. Altı kare üzerinde bulunan silindir şeklindeki blok ile oluşturduğu iki katlı yapı, Akdeniz’e hâkim konumuyla da oldukça dikkat çekici.
NEDEN YAPILDI?
Hıdırlık Kulesi, şu anda kullanılan isminden dolayı çoğunluk tarafından Türk eseri sanılıyor. Ancak durum hiç de öyle değil! Kule milattan sonra 1 veya 2. yüzyıl ile tarihlendiriliyor. Yani Hadrianus Kapısı gibi Hıdırlık Kulesi de bir Roma dönemi eseri. Roma döneminin güzel kenti Atteleia (Antalya) kentinde ne amaçla yapıldığı bilinmeyen, ancak genel görüşe göre dönemin surlarının dışında kalan bir anıt mezar olduğu tahmin edilen kulenin bilimsel bir kanıtı olmamasına rağmen bugünkü isminin çevresindeki yeşillik alanda yapılan Hıdrellez kutlamaları nedeniyle Türkler tarafından verildiği sanılıyor. Hıdırlık Kulesi, alt katında yaklaşık 17X17 ölçülerinde bir alana sahip. Bu alanın üstünde de 7,95 çapında bir silindir forma sahip olan ikinci kat bulunuyor. Özgün yapıda iki kat için de ayrı girişler bulunuyormuş. Ancak erken Bizans (Doğu Roma) döneminde kapatıldığı düşünülüyor.

YİVLİ MİNARE
Antalya'nın simgelerinden biri olan Yivli Minare, şehrin İslami mirasının en çarpıcı ve ilk örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Tahrîr Defterleri'nde ve diğer arşiv kaynaklarında Câmi'-i Atîk olarak geçen cami, Osmanlılar döneminde kale içinde Câmi'-i Atîk Mahallesi'ndeydi. 27 Bugün Selçuk Mahallesi'nde bulunan ve Alaaddin, Yivlim, Eski veya Ulucami de denilen caminin çevresi şehrin ilk yerleşme noktalarından biridir. Alaaddin Keykubâd (1219-1236) zamanında eski bir Hıristiyan yapısı bir kilisenin üzerine inşa edilmiş olan bina, beylikler döneminde 1373 yılında şehrin Emîr Mübârizüddîn Mehmed Bey tarafından Kıbrıslılardan geri alınmasından sonra tamir edilerek camiye çevrilmiştir. Bu durum caminin kapısındaki kitabeden anlaşılmaktadır. Kitabeye göre caminin mimarı Balaban Et-Tavâşî'dir. 29 Caminin inşası kıbleye doğru değildir. Bundan dolayı mihrabı kıbleye çevrilmiştir. Caminin vaktiyle tabhane olduğu, sonradan camiye çevrildiği halk arasında söyleniyorsa da S. Fikri Erten, Selçuklular zamanında imaret olarak yapılma ihtimalini daha yüksek bulmaktadır.
Cami, Alaaddin Keykubad (Yivli Minare, Ulucami) ve Atabey Armağan medreseleri, Zincirkıran Mehmed Bey ve Nigar Hatun türbeleri, mevlevîhane ve hamamdan oluşan Yivli Minare Külliyesi'nin en büyük yapısıdır. Biri kuzeyde diğeri batı cephesinde olmak üzere iki basık yay şeklinde kemerli kapısı bulunan caminin üst örtüsü altı kubbeli olup, bedesteni andırmaktadır. Bugün ibadete açık olan cami, mimarisinden daha çok minaresiyle ün kazanmıştır. I. Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılan minarenin tabanı kare biçiminde blok kesme taş olup, gövdesi tuğladan dilimli sekiz adet yarım silindirik yiv biçimindedir. Bu nedenle Yivli Minare adını almıştır. Tabanı, her yönde firuze ve lacivert renkli çinilerle "Allah" ve "Muhammed" isimleriyle süslüdür. Şerefesi taştan yapılmış olan minare, 38 metre yükseklikte olup, 90 basamaklı merdivenle çıkılmaktadır.

ŞEHZADE KORKUT CAMİİ (KESİK MİNARE)
Şehzade Korkut Camii, halk arasında bilinen adıyla Kesik Minare, Kaleiçi’nde Kılınçarslan Mahallesi’nde yer almaktadır. Geçmişi M.S. 2. yüzyıla kadar uzanan yapı, bu dönemde bir Roma tapınağı olarak inşa edilmiş, Bizanslılar Dönemi’nde, M.S. 5 veya 6. yüzyılda, tapınağın mimari parçaları yardımıyla kiliseye dönüştürülmüştür. Meryem Ana’ya adanan bir Panaghia Kilisesi olan yapı, M.S. 7. yüzyılda gerçekleşen Arap akınları ile tahrip edilmiştir. Selçuklular Dönemi’nde, fetih sembolü olarak camiye çevrilen ve asıl minaresi eklenen yapı, 1361 yılında Kıbrıs Kralı’nın Antalya işgali sırasında yeniden kilise olmuştur. Osmanlılar Dönemi’nde, II. Yıldırım Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut tarafından tekrar camiye dönüştürülen eser, yörenin tek şehzade camisi olması bakımından, ayrıca önem taşımaktadır. Yüzyıllarca ibadete açık olan cami, 1896 yılında geçirdiği yangın nedeniyle zarar görmüş ve kullanılamaz duruma gelmiştir. Cami, yangında, minaresinin ahşap olan külahı tahrip olduğu için halk arasında o tarihten sonra ‘Kesik Minare’ olarak adlandırılmaya başlanmış ve tarihi bir sembol olmuştur. Dönem dönem onarım çalışmaları yapılan Şehzade Korkut Camii, 1974 senesinde ciddi bir restorasyon geçirmiştir. 2017 yılında ise caminin yeniden ibadete açılması için çalışmalar başlamıştır. 2019 yılında, caminin minaresine ahşap külah takılmıştır. Tarihi izleri korunarak restorasyon süreci tamamlanan cami, 10 Ocak 2022’de kılınan ilk namazla birlikte, 126 yıl aradan sonra yeniden ibadete açılmıştır. Avlusunda bir açık hava müzesi bulunan Şehzade Korkut Camii, Antik Çağ, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar Dönemi’ni yansıtan, eşine ender rastlanan zenginlikler barındıran bir yapı olarak, Antalya’nın en değerli simgeleri arasında yer almaktadır. Bir zamanlar ismiyle müsemma olan kesik minare, tepesine külah yerleştirilmesiyle tam bir minare görünümü kazandı.

KARATAY MESCİDİ
Mescit, 16. yüzyılda aynı isimle anılan Karatay Mescidi Mahallesi'nde bulunmaktaydı. Bugün yat limanı üzerinde Karadayı Sokağı'ndadır. Bu nedenle Karadayı Camii de denilmektedir. Selçuklu veziri Celaleddîn Karatay tarafından 1250 yılında yaptırılmış olan eser, bazı kaynaklarda Karatay Medresesi veya Dârü's-sülehâ olarak da geçmektedir. Karatay Mescidi'nin uzunluğu 25 metre, genişliği ise 20 metre olup, gayet yüksek iki büyük kavisten ibaret olarak yapılmıştır. Bu iki kavis arasına sonradan bir duvar örülmüş ve bina iki kısma ayrılmıştır. Binanın yarısı cami olarak kabul edilmiş ve ara duvarına orta büyüklükte mermerden yapılmış ve etrafı hatlarla süslenmiş bir mihrap ilave edilmiştir. İnşa tarzından çok eski olduğu anlaşılan bina, aslında mescit olarak yaptırılmamıştır. Minaresi olmayan mescitten günümüze bir cümle kapısı ile mihrap kalmıştır.

AHÎ YUSUF MESCİDİ
Bugün Selçuk Mahallesi Mermerli Sokak'ta bulunan mescit, XVI. Yüzyılda ismini verdiği Ahi Yusuf Mescidi Mahallesi'nde yer almaktaydı. 1249 yılında Ahî Yusuf adına yaptırılmış olan mescidin güney tarafında kale duvarlarının kalıntıları arasında Ahî Yusuf Türbesi bulunmaktadır. Ahî Yusuf hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte, Selçuklular zamanında yaşamış ahilerden biri olduğuna şüphe yoktur. Kesme taştan yapılmış olan mescit, kare planlı olup üstü kubbe ile örtülüdür. Süssüz bir mihrabı olan ve 1962 yılında Vakıflarca tamir ettirilen mescit, 1992 yılında Sema Yazar adına tekrar tamir ettirilmiştir. Mescidin vakıf gelirleri, 1530-31 yılında dükkan, zemin-i hane, zemin icareleri ile akçe-i muamele gelirlerinden elde edilen bin 254 akçeydi. 1567 yılında 3 bin 103 akçeye yükselen mescidin vakıf gelirleri 1607'de 2 bin 921 akçeye düşmüş olup, dükkan, hane, zemin, zemin-i dükkan, zemin-i hane icareleri ile hane, dükkan ve bahçelerden elde edilen gelirler ve nakit olarak vakfedilen akçenin faizinden oluşmaktaydı.
EMRE ARKIN