Gene John Wayne klasiklerinden devam edelim…
Wayne, namı diğer Dük, 1971 de bir film yaptı, ama ne film! Aile içi ne kadar boşta adam varsa kadroya doldurmuştu, yakın arkadaşı Robert Mitchum’un oğlu da eklenmişti, pek bir romantik hislerle bağladığı iddia edilen Maureen O’hara da görüntü verince ( bu beyaz perdede son kez beraber oluşlarıydı..) Filmin gişe yapmasına kesin gözüyle bakılıyordu.
Eski tarzdan uzak yazılacaktı senaryo, bir kere filmik zaman 20.Asrın başlarında geçecekti, yeni otomobiller falan görünecekti. ABD , teknolojik üstünlüğünü bir vesile ile vurgulamalıydı.
John Wayne hastaydı, bir ciğerini çoktan vermişti, ata binmekte çok zorlanıyordu. Tüm at üstü sahnelerini dublörü yapacaktı.
Yönetmen , keza Wayne’nin eski bir arkadaşıydı, adam çok hastaydı ve son günlerini yaşıyordu. (George Sherman) tedavisi nedeniyle çoğu zaman sandalyesi boş kalıyordu. Amerikalı yatırımcılar sevmezdi öyle yarım adamları, ahde vefa diye bir şey Holivut kanunlarında yoktu. Ama Wayne onlardan biri değildi. Yönetmen koltuğu ne zaman boş kalsa Dük o işi de üstlenmişti. Yağdanlıklar onun da adını yönetmen jeneriğine yazmak istemişlerdi, onca zamanın kovboyu eliyle güzel bir ‘s…..R’ çekmişti, yağcılara ve yandaşlara…
O yıl, biz de malum 12 Mart Muhtırası denen garabet bir darbe olmuştu, ne işe yaradığını kimse bilmiyordu ama….
Örfi idare ilan edilmişti (malum eski dil moda ya..)
İsrail , İstanbul baş konsolosu önce kaçırılmış sonra da öldürülmüştü.
Memleketin hali ‘yandı gülüm keten helva’ vaziyetiydi kısaca.
‘Dostumuz’ Hindistan ile ‘kardeşimiz’ Pakistan gene bir savaşın içindeydiler, Dış işlerimiz şaşkındı,
Ulan bunların hangisine destek verecektik ki…
İdi Amin denen diktatör bozuntusu, Uganda diye bilinen bir gariban Afrika ülkesinde iktidara gelmişti. Cahil Uganda halkının canına okuyacaktı, Suriye de bu günkü diktatörün babası koltuğu ele geçirmişti. (Hafız Esad mı dersiniz modaya uyup Esed mi dersiniz)
ABD , ağır-ağır Vietnam topraklarını terke başlamıştı, ve aynı ABD sigara üreticilerinin TV lerde reklamını yasaklayacaktı. Hürmüz körfezinde, (isterseniz Basra körfezi de diyebilirsiniz, bu kime ne miktar yalamalık yapacağınıza bağlı..) 6 Arap şeyhi bir araya gelecek ve bu gün Birleşik Arap Emirlikleri denen yapıyı oluşturacaklardı.
Antalya ise Burdur depreminin etkilerini konuşuyordu.
‘Big Jake’ filmi Türkçe diline ‘Kin tuzağı’ olarak çevrilmişti. Senaryo ya göre ABD li zengin bir çiftçi kadının evi basılacak ve torunu kaçırılacaktı, kadın , anladınız siz onu… Maurenn O’Hara olacaktı..1900 lerin başında ki Amerikan ekonomisi neydi neye benzerdi,işsiz kalan yüz binlerce adam eşkıyalık yapmayıp da ne yapacaktı.. onu soran yoktu. Sormanın alemi de yoktu.
Oğlanın büyük babası haliyle John Wayne idi, yaşlı bir silahşoru canlandırıyordu, dünya umurunda değildi, ama ‘nasıl olur da baldırı çıplaklar onun biricik (ve o güne kadar nedense hiç görmediği ) torununu kaçırırlar ve fidye isterlerdi .’ Ne kendi öz oğulları umurundaydı, ne karısı, ne eski dostları ne veledi kurtarmak isterken boşu boşuna ölen kasabalı komşuları…
Biz, Türklerin dediği gibi filmin ana teması kıroluk üzerine inşa edilmişti her kes ölebilirdi, her kes acı çekebilirdi ama güç ve iktidar sahibi olanlar ‘asla’
Kısaca, ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun’ hanzoluğunun ABD versiyonuydu Big Jake…
Haftaya: Biraz Spagetti westernleri