John Wayne, tartışmasız western filmlerinin ikonuydu. Aşırı sayılabilecek kadar ‘sağ’ görüşlü bir adamdı. Komünistleri bir veba olarak gören, muhafazakar değerlerin koyu bir savunucusuydu.
Hele eşcinsellik falan dedin mi kusası gelirdi.
Ama hakkını vermek gerekirse Halk dalkavuğu değildi, ne kimliğini, ne siyasi klişelerini saklamazdı.
Yani ‘kıvırtmazdı’..
Big Jake ve True Grıt adlı sinemalarında bu karakterini rolüne de yansıtmıştı, zaman 70 li yılların zamanıydı. Mini etek, Hippiler, barış şarkıları, zamanıydı. Vietnam savaşı sürüyordu. Avrupa Komünizmi diye bir şey çıkmıştı ortaya. Yaşlı kıta da epey ilgi görüyordu. Sinema seyircisi artık her şeyin iyi bittiği, tüm kahramanların sevdiğine kavuştuğu ‘pembe’ konulardan bıkmıştı. Dünya acımasızdı, sinemalar da öyle olmalıydı.’True Grit’ 1969 da çekilmişti, realist versiyonun ilk örneklerinden sayılabilirdi, yani John Wayne filmlerinde.. O yıllarda dünya tarumar hallerdeydi, ABD de Nixon başkandı, Vietnam savaşına karşı isyanlar sokaklara taşmıştı, Ay yarışını Amerika kazanmıştı,Fransızlar, Concorde uçağını piyasaya sürmüştü. Yılların playboyu Elvis, ‘in the Ghetto’ şarkısı ile zirve yapıyordu, halkçı takılıyordu arkadaş…. De Gaulle, İkinci Dünya savaşının son politik bakiyesi, siyaseti bırakmıştı. Woodstock konserleri, hür gençliğin uyanışına sahne oluyordu. Muhafazakar kesimin tüyleri diken-diken olmuştu ama ne çare…..
İşte böyle bir ortam da Amerikan western sineması yeni bir tarz ile ortaya çıkıyordu, daha önce benzerleri denenmişti ama bu sefer John Wayne senaryoyu sırtlayacaktı.
Konu basitti:
Amerikan değerleri tüm çıplaklığı ile vurgulanacaktı, heyecanlı bir müzik olmayacaktı, filmin sonunda Amerikan süvarilerinin şanlı geçidi falan yoktu. Artık bıktırıcı bir gelenek olan iddialı düello sahnesi de olmayacaktı. John Wayne der daim ütülü gömleğinin ara sırada kirlenmesine izin verecekti, ideal bir kahramanı değil yaşlı ve alkolik bir yalnız adamı canlandıracaktı. Baca gibi sigara içmeyi de unutmayacaktı. Filmde herkesin elinde bir içki şişesi vardı, sigara dumanı seyirciyi bile bunaltacak kadar çoktu… Bir çiftliğin kahyası, iyiler iyisi sahibini kafayı çekip öldürüyordu, adamın gözü paradan başka şey görmeyen 16-17 yaşlarında ki kızı=Kim Darby, ise intikam peşindeydi. Bölgede ki en yaman haydut avcısını=John Wayne, kiralayarak katili asmanın peşindeydi. Olaya bir tane de yakışıklı yüz katmak gerekiyordu o günlerin moda şarkıcısı Elvis düşünülmüştü ama ‘king’ isminin Wayne’dan önce yazılmasını istiyordu, Glen Campell de karar kılınacaktı. Amerikan tarzı çıkara dayalı bir dostluk olacaktı aralarında..kötü adamın bir kıymeti harbiyesi yoktu… zaten film boyunca çok az görünecekti.
Darby, akıllara zarar bir oyuncuydu,aktörlük kabiliyeti hiç yoktu, aynen senaryoda ki kız gibi huysuz ve bencil biriydi.Ne yönetmen, ne de Wayne onunla anlaşamıyorlardı. Hani senaryo izin verse kadını ortadan kaldıracaklardı. Campell de uyumsuz ve yeteneksizdi, şarkısı dışında hiçbir işe yaramıyordu. Onu filmin sonunda öldüreceklerdi, senaryo gereği. O günlerde henüz mesleğinin başında olan Robert Duvall, geleceğini yakma pahasına efsane aktör John Wayne’e diklenmek gibi günahı kebir işleyecekti.
Nerede ise yumruk yumruğa girişiyorlardı.. ama yukarda dedik ya John Wayne, ucuz bir dangalak değildi.
O filmde Oskar kazanmıştı, (diğer adaylar Richard Burton ve Peter O’ toole idi) oyunculuğuna değil, 40 yıllık meslek hayatına verilmiş bir ödüldü bu.
Yoksa sağlık koşulları artık ata binmesine bile izin vermiyordu, tüm at üstü sahneleri ya set hilesiydi veya dublörü sayesinde çekilmişti.
Film 11 Haziran 1969 da sinemalarda gösterime başladı, günü gününe tan on yıl sonra 11 Haziran 1979 da John Wayne hayatını kaybetti. True Grit için daha manalı bir son düşünülemezdi.
Peki ya Big Jake ve her iki filmin satır arası mesajları neydi, Haftaya…