Beni kızıl olması ilgilendirmiyor, yeter ki sarı* olmasın’ Albay Evans için söylenen..
(*) Sarı Amerikan argosunda ‘korkak’ demektir…
Geçen hafta ki yazımız da Gung ho adında ki Amerikan filminden (1943) ve satır aralarında ki mesajdan söz etmiştik. Carlson Evans adında bir subayın son derece de radikal metotlarla özel bir Deniz Piyade taburunu eğittiğini ve Makin adasın da ki Japon garnizonuna saldırmasını konu alan senaryonun esası neydi onu araştırıyorduk, ve bu yüzden de Carlson nasıl askerdi böyle bir yetkiyi hangi torpille almıştı onları açıklamıştık.
Rakip subaylar onun için Komünist yakıştırmasını yapacaklardı, e, adam Çin iç savaşında Mao’nun 8. Ordusunu öve, öve bitirememişti ya… Üstelik şimdi de kalkmış, askerleri ile aynı yemeği yemek, aynı çadırda yatmak, aynı angaryaları yapmak ve günahı kebir olan rütbe işaretlerini takmamak gibi tüm ‘kızıl’ işler yapmaya başlamıştı. Ne var ki Evans’ın arkası kuvvetliydi, Demokrat başkan Roosevelt böyle zırvalara inanacak bir adam değildi, Albaya istediği tüm yetkiyi verecekti dahası hazırladığı gizli ve hayli tehlikeli ‘akın’ için oğlu James Roosevelt’i de birliğine katmasını rica edecekti.
Makin akını, Amerikan askerlerinin de en az Japonlar kadar kabiliyetli olduğuna dönük bir PR operasyonu idi.. Ama genel kurmay onca emek ile yetiştirdiği bir birliğin sırf bu amaçla imhasına razı gelmiyordu, askeri bir neden bulmak icap ediyordu. Evet, o da bulunmuştu; yakında Amerikan askerleri Guadalcanal’a çıkartma yapacaklardı Makin akını Japonların dikkatini başka bir yere çekebilirdi…
E, Amerika’nın şanlı ‘paşaları’ da razı geldiğine göre akın yapılacaktı…
Evans karaya çıkan ilk askerleri ile birlikteydi, bir sürü zorluk atlatılmıştı, tekneler akıntıya kapılmış bir kaçı yanlış yere çıkmıştı, ada da ki Japonlar sayıca az oldukları gibi zekaca da çok ileri sayılmazlardı.
Birkaç Japon binası havaya uçurulmuş bir kaçı da yakılıp yıkılmıştı, Japonlar durduk yerde uçuk ‘banzai’ saldırısı yapmasalar belki de daha az ölü vereceklerdi ama, işte Allah da onları öyle yaratmıştı..
Japonların dikkati falan da çekilmemişti….
Amma..
Evans aslında yepyeni ve ‘paşaların’ tüylerini diken ,diken yapan taktiğini benimsetmişti:
Askerleri ile her anlamda aynı şartları paylaşmanın Komünizm ile ilgisi yoktu subaylarının davasını içleştiren erat yaman birer savaşçı oluyordu. Subaylarının, kendileri ile aynı şartlara, aynı zorluklara, aynı imkanlarla katlandığını gören sıradan erler inanılmaz olan şeyleri başarabiliyordu..
Rütbe işaretlerini takmamanın ise sebebi daha da basitti, Japon keskin nişancılar önce subayları hedef alırdı…
Evans, daha sonra iki çıkarmaya daha katıldı sonuncusu Saipan idi burada siperlerin dışında vurulan bir eri güvenli sahaya taşımak için açığa çıkmıştı (albay rütbesindeydi!!) vurulacak ve ağır yaralı olarak memleketine uçurulacaktı. Hiçbir zaman tam olarak iyileşememiş, ve 1947 senesinde yaralarından kaynaklanan bir komplikasyon sonucu hayatını kaybetmişti .( O kadar savaş tecrübesinden sonra bile rütbesi anca tek yıldızlı bir generaldi.)
Geriye Holivut’a ilham verecek bir hikaye ve dünya da ki tüm orduların tüm subaylarına önemli bir ders bırakacaktı .
Beni kızıl olması ilgilendirmiyor, yeter ki sarı olmasın
Yayınlanma :
27.07.2014 08:38
Güncelleme
: 27.07.2014 08:38
YAZARIN DİĞER YAZILARI