Soruşturma, mahkemede hesap verme, basın da haklılığını gündeme getirme durumlarını herkes görüyor ve yaşıyoruz.Ancak bir akademisyenin firar etmesi, kaçması, kayıplara karışıp hesap verememesi mevzularını anlamış değil bu millet. Eğitimci hangi siyasi düşünce, hangi fikire sahip olursa olsun derse girdiğin de tüm bu düşüncelere ait fikir ve savunmaları sınıf kapısının dışında bırakmalıdır. Ancak maalesef üniversitelerde bir çok eğitimci bu kimliklerini ayan beyan ortaya koymayı marifet sayması durumlarında uyması gereken tüm kırmızı çizgileri aşmış hatta ileri gitmiş olmakta. Bunu sınıfta derslerine girilen öğrenciler söylemekte. Öğrencinin üzerine kapı kilitleyen mi ararsın, diğer öğretim üyelerine baskı ve tehdit mahiyetinde deli dumrul misali davranan mı ? Her nerden, kimden bu gücü almışsa bu zihniyetteki eğitimci bozuntularının çoğu firarda, sınftan, okulun bahçesinden kaçıp gitmişlerdir. Öğretmen diye, öğretim üyesi ve öğretim görevlisi diye önümüzü ilikleyerek engin bilgi ve çabasına saygı duyduğumuz bu şahsiyetlerin hepsi şahsiyetsizliklerini bu kaçışları ile ortaya çıkmıştır. Bir eğitimci, öğretmen, öğretim üyesi öğretim görevlisi neden kaçar ? Niye kaçar ? Adam vurmadı, bir araç ile birisini yaralamadı ?
Kaçıyor ki tüm bunlardan daha beter bir şeyler yapmış. Yakalanırlarsa ya da ortaya çıkıp artık bu vicdan azabını fazla çekmeye dayanamadıklarında gerçekleri öğrenmiş olacak kamuoyu. Bir eğitimcinin 15 Temmuz sonrası firar etmesi, kayıplara karışması, aranmasının elbet vardır bir nedeni. Hangi çamura battıysa, hangi Rüya Bahçelerinde gezmişse bu kaçanlar 15 Temmuz sonrası uyanışı ardından uyku bunlara haram olmuştur. Adalete güvenmeyen, yaptıklarının yanlışlığını fark edenler cezalandırılırken yapılan ajitasyonları hiçbir şekilde Ne 15 Temmuz Şehitlerini unutturur bize, ne de terör örgütleri ile girdiği mücadele de şehit düşenlerimizi. Bu yüzdendir ki kaçanlar vatanını çok sevdiğini söyleyip de yalan çamurunda boğulanlardan oluşmuştur.