Ama gel gelelim asker 1946 dan sonra çok partili siyasi yaşama geçişimizle birlikte Askerin eli hep siyaset masasında oldu masanın etrafında yerini aldı. Seçim yapılır, ertesi gün Milli Güvenlik Kurulu seçilmiş Başbakanı masaya çağırır.
-Bunu böyle yapacaksınız, bu böyle olacak, şuna karışmayacaksınız, ötekisine, berisine, aşağısına, yukarısına….
Daha Var da var…
Sonra o saatler süren güvenlik kurulu toplantısından ülke menfaatlerine iyi gelmesi için toplantının yapıldığı asker ve seçilmişler arasında muhteşem bir dayanışma olduğu sanılan ve uzun saatler süren toplantılar da Ne konuştular içerde ? Ne dediler ? Kim nededi ? Ne kararlar alındı ?
Oysa seçilmiş şahsiyetler bir şey diyemeden başı önde dışarı çıktı. Gitti oturdu koltuğuna ülke yönetmeye çalıştı. Arkasında namluların uzatılmış bir dayatma ile yapılması gerekenlerin talimatını veren zihniyet, öte yandan süngüler derimize kadar yanaştırılmış bir anlayış…
Bitti hepsi geçti. Bu zihniyet, bu uygulama, bu dayatma tarihe karıştı. Kapalı kapılar ardından seçilmişleri ezen bir hükümdarlık, Cunta Yönetim anlayışı iktidarda olma heves ve mevzularının hepsi bitti…
Asker şimdi gerçekten görevinde. Sınırlarımızda ki tehlikeyi ber taraf etmekle meşgul. Ülke savunmasında izlenecek stratejik adımların atılmasında başarılar elde ederek sınırımızda ki savaş ve gelebilecek müdahalelere karşı güçlü Angajmanlar uygulayarak gücünü göstermekte. Askerimizin sınırlarımızda yaşanan bir çok müdahale etmesi gereken konularda ağır aksak hareket etmesi, müdahale kararlarında gecikmesi, ülke içinde ki vatandaşın beklentisini ve istediği ve olması gerektiği şekilde ki düşüncesine itibar etmemesi hep siyaseten içinde bulunuşun bir kurgulanması olduğu açık bir şekilde görüldü.
Siyasi otorite işte burada ! Asker sınırları aşıp ne olduğunu gösteren bir duruşta. Doğrusu da buydu zaten. Yıllar önce olması gerekende buydu. Ancak olmadı. Eli siyasete bulaşmış asker sınırı mı savunacak, ülkeyi mi koruyacaktı ?
Millet olarak sağ duyumuzun en hassas noktasın da askerimiz. Peygamber Ocağı dediğimizin son cümlesi bittiği anda şah damarımızdan da yakın bir hissiyatla “Esas Duruştayız” her daim. Asker milletiz vesselam. Savaşırız, düşman barındırmayız, hainin tepesine çökeriz, 15 Temmuz tarihleri yazan milletin evlatlarıyız . Ne güzel ne güzel…