Belki de hepimiz topluma ve dünyaya iyi geldiğini düşünerek bir takım hareketler içerisinde bulunuyoruz. Aslında kapitalist sistemin ta kendisi tarafından oluşturulmuş ve sistemden bağımsız olmayan bir takım gruplar arasında yer alarak toplumsal bir onayın bizi bulmasını sağlıyor ancak içimizde bulunan sinsi ego dürtüsünün tatmini yolunda ilerleyip ilerlemediğimizin farkına varamıyoruz.
Bence modern zamanın en büyük sorunsallarından bir tanesi Toplumsal Bireycilik diye adlandırabileceğim bir statü.
Bu statü, dünyanın daha iyi bir yere gelmesi için tüm insanları bazı gruplara ve sorumluluklara davet ederken, bireyin kendi öz yaşamında sistemin yarattığı sahip olunması gerekenleri de sinsi ve yavaş bir biçimde insan yaşamına sokulmasını asla sorgulamıyor.
Çünkü belki de sistemin özünde, yardım yapma,yardım etme dürtüsünü ekonomik ve iktisadi bir araç olarak görmek yatıyor.
Esas tehlike de burada başlıyor,İnsanın içindeki öz iyiliğin enerjisini kırabilmek ve insanın yardım etme ve yardım yapma dürtüsünü tatmin edip kalan hayatına kaldığı yerden devam etme sabitliği getiriyor.
Mesela insan sokak çocukları için bir yardım yaparken kendi evinin gayet lüks eşyalardan oluşmasını, güvenlikli bir site de kendini özelleştirdiği noktada barınma içgüdüsünü en üst düzeyde tatmin etmeye çalışmasını, çocuklarını dikenli teller arkasında yine kendi gibi özelleşitirilmiş insanların çocuklarıyla yaşamasını ve büyümesini asla yadsımıyor...
Konuyu biraz daha açacak olursak, bireysel toplumculuk olarak adlandırabileceğimiz statü,artık hayatın her alanında karşımıza çıkıyor...
Kapitalist sistem içerisinde zengin olarak nitelenen sınıfın bir araya gelerek oluşturduğu bir takım oluşumların yaptıkları yardımları magazin dergilerinde ifşa etmeleri de sanırım bu konuya güzel bir örnek oluşturuyor.
Bireysel toplumculuğun yardım etme ve yardım edebilme dürtülerinin içinin boşaltılarak tüm sorunların aynen devam etmesini kabullenme ve tablonun bütününü görmezden gelme gibi çok önemli kronik bir sorunu bulunuyor.
Başka bir soru da şöyle..
Dünya genelinde bu kadar yardım yapılırken, bu kadar insan biraraya gelip yardım ettiğini düşünürken neden hala sokak çocuklarının sorunları yüzyıllardır çözülmüyor...
Bu örnekleri her türlü yardım konusunda çoğaltmak mümkün...
Açıkçası İnsan , aslında rahatından, hedefelenen sınıfsal statüden vazgeçmek istemiyor. Evet ben dünya için yardımımı yaptım, gelen bir yardım mailine imzamı verdim, sosyal medyada kurulan gruba üye oldum, hatta sosyal medyada da gereken tepkiyi verdim. Oh şimdi vicdanım rahat...
Kendi vicdanını bu enerji emme aygıtlarında harcayan insan, daha sonrasında sistemin ona sunduğu maddesel aygıtlara sahip olabilme rahatlığına giriyor ve yarışa kaldığı yerden devam ediyor.
Sistem tarafından belirlenmiş en iyi yerlerde oturmak istiyor, en güzel yerlerde yemek yemek,modanın ona sunduğu en güzel kıyafetlerini almak ve bunları göstermek istiyor...
Daha sonrasında ne mi oluyor ?
Yine bir yardım gecesi düzenleniyor.. birbirlerinin giydiği kıyafetleri incelemek ve birbirlerinin sosyal yaşamlarının nasıl ilerlediğini konuşmak üzerine toplanan yardım sever insan, yaptıkları yardımın gururu içerisinde sosyal sınıfın en üst tabakası olarak gururun ve egonun ona sunulan en güzel şampanyasını zevkle yudumluyor...
Oysaki bir köy okulunda açılacak bir sanat yuvası, köy çocuklarını küçücük yaşta tüm hayallerini değiştirebilir...
Oysa ki bir spor sahası kaybolacak yeteneklerin önünü açabilir...
Oysa ki ve oysaki...
Ne demiş eskiler, bir elin verdiğini öteki el görmeyecek...
Bırak şimdiler de öteki eli, öteki elin gözüne sokmazsan yardımı insan rahat edemiyor...