Yurt dışı izlenimleri arttıkça, ülke içi seyahatlerimiz yaygınlaştıkça Avrupa ve Dünya’ya bakış açısında insanlara kimi zaman antibiyotik gibi geliyor. Sözünü ettiğim konu gezip, eğlenmek, güneş, tarihi yerlerin izlenimlerinden çok, o ülkenin ve şehirlerin bir arada bulundukları arenalarda ki davranışları.
Spor mücadelesinde ki tavırlar, skora yansıyan ve biten bir karşılaşmanın sonrasında ki davranış hali. Bizi en çok etkileyen ve imrendiren kısmı da budur. Tribün de, sokakta, yollarda ve iş hayatının bir bölümünde gönül verdikleri takımların formalarını, flamalarını, işaretlerini ve logolarını üzerlerinde taşıyanların o heyecanı ve saha da mücadele verenleri başının üzerine takımlarını nasıl gezdirdiklerine tanık oluyoruz. Bizi içine çeken durum da budur.
Antalya’lı bir sanatçımızın, ressam, heykel traş, ya da kültür sanat alanında, dizi oyuncusu, sinema oyuncusu bir sanatçımızın ödül alırken Antalyaspor forması ile ödülünü alabiliyor olması ne büyük bir aile olduğumuzun ve takımımızı yürekten desteklediğimizin bir ifadesi olmaz mı ?
Bu gelişmeler elbette ki takımın vereceği heyecanla da özdeş bir durumdur. Başarılıysa takım, gol atıp başarısını katmerliyor puanlar topluyorsa formanın rengi de bir o kadar insanların üzerinde görülmesi yüksek ihtimaldir.
Antalyaspor’u sadece tribün de taraftarın ve maçı izleyen seyircinin üzerlerinde görmeye alıştığımız tablonun sokaklara da yansıması ve bu duyguyu herkesin kabul ederek, benimseyerek üzerinde gururla taşıma arzusunu yüksek tutmalıdır.
Bu şehir de yaşayıp, bu şehrin maddi manevi tüm nimetlerini cebine koyan her bir birey bu sağ duyuyu göstermeli, yaşadığı şehrin armasına, armadasına bağlılığını göstermelidir. Bu şehre bağlılık işareti, imgesi, ifadesi Kırmızı-Beyaz olduğu asla unutulmamalıdır.