İletişim ve bilişim de Türkiye Avrupa ile yarışır hale gelmeye başladığından bu yana Avrupa'nın kendi içinde oysa ne kadar bitik ve sadece Holywood Filmleri ile güç gösterisi yaptığı ortaya çıktı. Çok yakında Antalya'da kurulacak film setleriyle de bu reklamı ve ama yalan olmayan gerçek Türkiye'nin gücü sanat ve sinema ile Avrupa'ya gösterilecek.
Biz de yalan yok. Aha köprülerimiz, aha yollarımız, aha da varımız yoğumuz. Herşeyimiz açık. Bunu böyle gören Avrupa kendindeki ayıpları ve yamalı yerlerini kapatmak için işte size Holywood tarzı savaşı kazanan ülke, herşeyi ben bilirim ülke, ben daha güçlüyüm ülke imajı...
Ama kazın ayağı öyle değil. Ve öyle olmadığı artık eni konu görülmüştür. Yaptığımız seyahatlar, hava yollarında ki fırsatlar, gerek yeşil, gerek gri, gerekse Changen vizesi ile gezip görülmedik ülke kalmadı. Gezip görüp izlenimler edindiğimiz ülkelerde ki günlerimizin adeta çabuk bitmesini bekler gibi, uçağa çabuk binip Türkiye'ye dönmek gibi de bir sabırsızlık yaşamaya başladık. Evet bunları gördük
-Bir an Önce Türkiye'ye dönsek. Ülkemi özledim, tatil bitse de bir an önce Antalya'ya, Ankara'ya, İstanbul'a dönsek
Bunları hep söyler dururuz. İşte bu Avrupa'nın ne olduğu ve ne olmadığını görmemizden sonraki cümlelerimizdir. Güçlü ekonomiye sahip olmak böyle bir şey. Ülke insanı olarak kendimize olan güvenimizi sağlamış bireyler olarak bunları söyleyebiliyor olmak güçlenen bir Türkiye'nin soncudur. Her alanda yaklaşık 100 yıldır düzeltilmeyi beklenen bir çok konu adeta sihirli bir deyneğin dokunuşu ile uyuyan devin canlanmasına dönüştü.
Eksiklerimiz yok mu ? Var elbette. Düzeltilmeye çalışanlar, gecikmiş olanlara dokunmak ve çözüm bulmak, acil olanları hemen hayata geçirmek. 100 yıldır ertelenen tüm sorunlar ve sıkıntılar son 13 yılda ele alınmış ve çözümü için kalkınma da başlangıç adımları olmuştur.
Ülkemizde bu yapılanları gördükçe, ayağa kalkış ve yürümeye başlayıp da koşmayı sürdürdüğümüzü izledikçe Avrupa'daki aksaklıklar ve yamalı bohça gibi içi dizaynlar bizi güldüren ve şaşırtan durumlar olmuştur.
Bakın Amerika'da bir polis cebinden kalem çıkartan bir sürücüyü takkadanak indiriyor aşağıya. Öte yandan yine Amerika da aynı yerde defalarca kaza olmasına rağmen adeta uyuyan bir yönetim buna çare bulamamış ve aynı üst geçitte kamyonların kazalarına tanıklık ettik ekranlarda. Yani Almanyasında da Amerikasında da, Kanadasında ve Macaristanınında da bu "böcürük" durumlar mevcut. Yani Avrupa Avrupa diye başımızın üzerinde gezdirdiğimiz ülkeler oysa son 13 yıl da Türkiye' de insana insan muamelesinin yapıldığı, hizmetin, bakımın, tedavinin, onarımın çözümün asla sorun olmadığı bir ülke konumuna dönüşü izlenmektedir.
Avrupa'ya gidip çalışırım deyip de bundan vazgeçen ve son yıllarda Türkiye'de yatırım yapan ve işçgüçünü Türkiye'de değerlendiren, onlarca sektör çalışanları var. Avrupa bugün, şairimizin dediği 'Medeniyet Tek Dişi Kalmış canavar' sözünden daha beter bir durumda olduğunu hatırlatmak isterim. Değil tek dişi kalmış canavar, canavar dişsiz kalmış adeta. Isırsa ısıramıyor, dişlese dişleyemiyor, çiğneyemeyediğinden de yiyip yutamıyor. İşte bu büyüyen ve yürüyen geleceğe Koşan Türkiye'nin gücü bu. Yalan yok. Film de yok, rol de yapmıyoruz... Ama dış güçler bu işi yıkmak ve çözmek için terörü, terörizmi kullandığı ve bununla hala 'Tek dişinin kaldığını' gösteremeye çalıştığını çok iyi biliyoruz.