Yazımın başından da anlaşılacağı gibi 1980 öncesini dolu dolu yaşamış biri olarak o günler de yaşımın çok küçük, alkımında ermediği konuların konuşulmuş olmasına karşılık ben ‘Kuyruklarda’ büyümüş bir neslin bireyi oldum.
Hafta da bir gün et balık kurumunun kıyma ve kuşbaşı kuyrukları olurdu. Et kasaplara oranla daha sağlıklı ve Ee biraz da ucuz olduğundan erkenden sıraya girilirdi. Sıraya dediğim sabah saat 05.00’den saat 08.00’e kadar beklenirdi. Eğer başlarda yer alamamışsanız o gün et alamadan eve dönersiniz.
Çay… En çok tüketilen ürün. Ihlamur evimizin vazgeçemediği içeçek olmuştu. Siyah çayı bulmak mucid işi gibiydi. Neredeyse siyah çay yüz görümü olarak takılacaktı gelinlik kızlara. Bu günlerde ıhlamuru belki sevmeyişim ondandır. Bakkal’a çay geldi mi bütün mahalle ayağa kalkar yetişip alana kadar çay zaten bitmiş olurdu.
Tüp… Heyy gidim heyyy!..Annem hala sağ. Yeni yılı birlikte kucaklayacağız. O günleri konuşurken bugünlere bakarak şükürler ediyoruz. Tüp aylardır yok. İsim yazdırıyorsunuz bakkala. Hatta rica minnet ön sıralara alabilmesi için eline ayağına kapanıyorsun bakkalın. Ama yok. Kaçıncı sırada gelmişsen tüp de ne kadar gelmişse ve eğer yeterse tüp alabiliyorsun. Evimiz en üst kattaydı. Teras da vardı. Aylardır üç ayaklı saç da annemin yemek pişirdiğini bilirim.
Sigara… Samsun’un uzunu, kısası hele hele 216’yı bul bulabilirsen. Memlekette sigarayı üreten fabrikanın dibindesin ama Samsun sigarası yok satıyor. Sonra sonra Meltemler, bombeler adında sigaralar çıktı. Marlboro kara borsa. İçine çeken 1 hafta dumanı salmazdı.
Benzin… Kilometrelerce uzunluğunda kuyrukta taksiciler, özel araçlar. İnsanlar kontak çalıştırmaya korkardı yakıt bitecek diye. Yollarda insan kalabalığı. Araba lüks, kullananda zengin sayılırdı.
Ev alabilmek… Ne mümkün yeni uygulamalar ‘Morge’ler ‘ çıktı. Sonra faizler abondene olmaya başladı ve birileri bu kuyrukların yoklukların olması, devam etmesi için gayret gösterdi.
Sonra birisi çıktı seçim kazandı. Tüm eskiler bir kenara itildi. Eski sözü hatırlanmamak üzere hafızalardan silindi. Yeniliklere, kuyruksuz günlere, aradığında bulabileceğin her şeye ve her bir özlem duyulanlara uzanabilme cesareti ortaya koydu.
Tam 11 yıldır ülkenin kalkınmasında, başını sokacak ev, imrenerek baktığında sahip olamayacağını düşündüğün araba, cep telefonlarına gelen ‘Krediniz Hazır’ mesajları, işsiz kaldığınızda işsizlik maaşı, tatile çıkmak istediğinizde seyahat etme özgürlüğünüz, Avrupa ülkeleri ile sınırların kaldırıldığı, yolların, katların, kalkınmanın ucu bucağı görülmeyen bir baş döndürücü hızla Türk insanına sunulan çağdaş bir ülke de yaşam şartlarının olgunlaşması… Yazmakla bitmeyecek bir süreç…
Dün bu yoklukları görmemiş, o sıkıntıları çekmemiş, işsizliği yaşamamış, işsiz kaldığında yüzüne bile bakanın olmadığı bir ülke bireyi kimliğinden bugün kendine güvenen ve 1 tek uçakla dünyanın öteki ucuna gidebilme cesaretini kendinde gören her bir ülke insanı bugünde sağ duyusunu kaybetmeyecek ve istikrarın devamını isteyecektir.
Çiller döneminde hatırlayın kaybettiklerimizi. Ev, araba, para, döviz, yaşamlar, inen kepenkler, yok alan aileler…
Yunanistan burnumuzun dibinde. Yüzde 60 ülke insanına aş evinden yemek vermeye başladı.
Ülkemizin bekası, gücünü, başarısını siyaset oyunları ile alaşağı etmek isteyenler, görevi devralarak ülkeye fayda getireceklerini sanan anlayışlar, maalesef 1980 öncesine kuyruklar ve yokluklar dolu döneme döneceğini de unutmaması gereken bir gerçektir. Dün de bu ülke zenginlikleri vardı, dün de bu topraklar üzerinde siyaset yapıldı. Ve bugün mutlu Türk insanı son 11 yıl da ulaşamadığı her şeye ulaştı. Demek ki yıllardır Siyasete kurban edilmişiz. Yıllardır Avrupa’nın eteğine, gözüne, kaşına bakmışız. Oysa Endam bizde, elbise de bizde, Ustalık da bizdeymiş. İşte bugünün Türkiyesi… Yeter ki hayal et, hayallerin gerçekleştirildiği bir ülkede yaşıyoruz. Ne güzel ne güzel…