Yazabiliyor olmak, yazmış bulunmak, yazdıktan sonra da arkasında olmanın tanımıdır Özgür Basın… Meslek yaşantım boyunca yalpalamadım, virgül olmadım, nokta kadar da küçülmedim. Kimi zaman yazdığım ve gündeme getirdiğim konular üzerine rahatsızlığını dile getirenler her gün ‘Bayram Şekeri Yemeye’ alışkın olmalarından dolayı sıkıntıları haliyle büyük oluyor bu yazdıklarımızın karşısında.
Hakaret etmem, bel altı vuruşlarını bilmem ama futbolculuğumdan gelen Çift Dalma diye tabir edilen topa müdahaleleri iyi bilirim. Hayat Futbola benzer. Yaşadıklarımızın çoğun da daima bir sahada oynayanlar ve tribünden izleyenler nezdinde konuyu ele aldım. Bizler izleyenler olarak kimi zaman saha içerisinde bulunanların hatalarını, yanlışlarını, eksikliklerini gördüğümüz de Teknik Direktör, kimi zaman da Menajer giysi üzerimizde olur. -Gel de sen oyna ! Gel de sen yap “ gibisinden mevzulara da hiç girmem çünkü ben Gazeteciyim. Anladığım işin dışında başka bir işe de kafa yormam. O yüzdendir ki Sarı ve kırmızı kartlarım olmamıştır. Teknik olmak ve topa teknik vuruş yapmak önemli. Bu da küçükken bu işlerin temel kurallarını iyi öğrenmekten geçer.
İnternet haberciliği çıktı çıkalı ortalık toz duman. Hakaretler ve tehditler kırıla gidiyor. Birkaç saat sonra bakıyorsunuz yazılanları ‘Şeytan Almış Götürmüş Satamadan Getirmiş” deyişi gibi PÜFF olup uçuyor. Neden Acaba ?
Ancak Gazetecilik mesleğinde hiçbir zaman kağıda yazılan geri alınmaz, geri çekilmez, geri adım atılmaz. İşte bu yüzden Gazete de yazılanlar çoğunlukla gazetelerle yoğrulmuşların düşünceleri daha çok yer almaktadır.
Beğenirsizin beğenmezsiniz, ama çoğunlukla Gazetecilerin yazdıkları bayram şekeri yalamak isteyenlerin bekledikleri gibi olmamaktadır. Birkaç gün önce Ümit Uysal Başkan için yazdığım ve hatırlatma da bulunduğum konu da buna benzer. Ya iki satır ile cevap verilir ya da ikinci yazılan yorumdan sonra ortalık da sus pus sessizlik hakim olur. Yalan’dan korkarım, yalancı olmadım hiçbir zaman. Yalancı, dolandırıcıdır işin başka beklenticisidir. Yalandan yere de yazı yazmam. Ama Antalyamızda yazılacak her gün gündemi ele alınacak onlarca konu ve gündem hakimdir. Bunu yazabiliyor olmak, yazıyor olmak da Gazeteci olmanın erdemliği ve tecrübesinden geçer. Hem yazıyorum, yazdıkça da öğreniyorum. Çünkü öğrenmenin yaşı yok. Ama bugün yeni mesleğe başlamış bir kardeşimizin yanında gazeteciliği konuşmak ne mümkün. Alllaaahhh sanırsınız Antalya’nın tek gazetecisi, tek yorumcusu, tek bu işi bileni. Yapacak bir şey yok. Bugünkü konjoktür de maalesef rota bu. 25 Yıllık meslek yaşantım boyunca tek bir şeyi bekledim o da Gazetecilerin Sendikalı olması. Maalesef bunu ben göremedim umarım benden sonraki nesil görür. Biraz zor gibi bir durum ama umarım günün birinde gerçekleşir ve ben de ölmeden görürüm. 25 Yıldır bu işi yapıyorum ancak mesleğe ilk başladığım yıllarda maalesef öyle kolay kolay gazeteci olarak anılmak mümkün olmadığı için yaklaşık 10 yıl 212 basın sigortasından girişimiz olmadı. Hep 1475’den sigortalı gösterildik. Bu yüzdendir de Sürekli Sarı Basın Kartı sahibi de olamadım. Nasip diyelim ölmez ömrümüz yeterse günün birinde bu şerefli kartı almak da nasip olur. Yani sevgili okurlarımız ve konuyla ilgili durumu dile getirdiğim ve merakla okuyan değerli okurlarımız 3 Mayıs Özgür Basın gününde sağ ve sol elim omuzlarımdan aşağı durduğu sürece ben Özgürce yazmaya ve Özgürce duygu ve düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğim…