Birgün çok değerli ve yabancı bir akademisyeni çalışma yaptığı alandan arabayla almak için görevlendirildim.
Kendisini birebir tanımıyordum.Kendisini alacağım bilgisi kendisine iletilmisti. O zamanlar Uno bir arabam vardı.
Bu arada Uno'yu hala çok severim. Araba arabadır işte ayağını yerden kessin diyenlerdenim.
Çalışma yapılan alana girdim ve park ettim. İçeriye girerek hocaya geldiğimi iletmelerini istedim. Bir 10 dakika sonra hoca geldi ve sıcak merhabalardan sonra,çantasını unuttuğunu fark etti ve benden çok özür dileyerek 2 dakika icinde gelecegini söyledi.
Ben de bu dünyaca tanınmış profesörün ne kadar mütevazi olduğunu ve bilginin insanı büyüdükçe nasıl küçültebildiğini düşünüyordum ki, Hey Onur Hadi gidelim sesiyle omzuma sarılarak çantasıyla beraber geri geldi.
Hocayla beraber Arabaya doğru ilerlerken, birden arabamı göremedim. Çünkü arabamdan çok daha büyük hacme sahip olan kocaman bir jip arabamın yanına park etmişti.
Yani benim araba bu kocaman demir yığınının fiziki büyüklüğünden birden görünmez olmuştu.
Hoca hızlı adımlarla ilerleyerek bu kocaman arabaya dogru benden once ilerleyip kapısına tutundu ve açmaya çalıştı.
Hocam o araba benim degil. Bu araba benim diyince,
Allah allah çok şaşırdım siz Türkler böyle arabalara biniyorsunuz hep, sizin için büyük arabalar önemli dedi.
Ben de senin araban zannettim, senin arabayi görmemişim dedi.
Sonra benim arabaya bindik, yolda Hocam sizin arabanız ne dedim,
Benim hayatımda bir tek arabam oldu Onur, 1978 model bir opel hala beni getirir götürür dedi...
Değiştirmeyi de asla düşünmedim...