Avrupa Birliği Bakanlığı, AB Eğitim ve gençlik proğramları merkezi başkanlığında Basın İlan Kurumu’nun 7 bölge 7 ilde gençlik buluşmaları çalıştayına katılmak üzere Akra Barut Otel’e gittim.
İyi ki de gitmişim.
Basın İlan Kurumu Antalya İl Müdürlüğünün çok güzel ev sahipliği eşliğinde, yapılan çalıştayda pırıl pırıl gençlerimiz, bilgiyi, bilgiye ulaşma yollarını, teknolojiyi, yerel basını, sanal alemi tartıştılar.
Yardımcı Doçent Doktor Ahmet Oğuz Demir, çalıştayda gençlere, “Biz basının nereye gittiğini ve geleceğini sizlerden almak istiyoruz” dedi.
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi (Galiba gazetecilik bölümü) öğrenci genç kızımız dedi ki, “Artık her şey sosyal medya alanından yapılıyor. Mesela devlet büyükleri veya kamuya mal olmuş kişiler artık basın açıklaması yerine vereceği mesajı sosyal medya hesabından paylaşıyor. Bu nedenle mesleğimizin önemini ortadan kaldırıyor” dedi.
Harika bir tespitti.
Maalesef artık durum böyle. Çağımız hızlı ve teknoloji çağı. Yard. Doç. Dr. Ahmet Oğuz Demir, çalıştayda bir bilgiyi daha paylaştı. İşsizlik raporları açıklanırken, teknolojiye veya değişen iş durumuna ayak uyduramayanların da işini kaybettiğini söyledi. Bu da çok güzel bir tespitti.
Düşünüyorum da, ben mesleğe ilk başladığımda daktilo ile yazıyorduk. Sonra bilgisayara geçtik. Ardından daha ileri teknoloji, daha ileri teknoloji derken bu günlere geldik ve avucumuzun içindeki cep telefonu dediğimiz mini bilgisayarlar ile yolda yürürken biel dünyayı takip etme şansına sahibiz.
Bir ağabeyimiz vardı, benim çalıştığım Hürriyet gazetesine 90 yıllarda, yerel medyadan gelmişti. O ağabeyimiz, bilgisayar ile bir türlü barışamamıştı. O nedenle yazıları küçük daktilosunda yazıp, bilgisayarda yazmayı bize yaptırtıyordu. Kendisi bilgisayarda yazmaya çalışınca biz gizlice onu izler gülerdik.
Çünkü artık seneler içinde parmakları alışmış. Öyle bir komutla beynine sabitlemişti ki, 150 defa daktilonun tuşuna basınca, sayfanın sonuna geldiğini düşünüyor ve otomatik olarak, sol kolunu kaldırıp, kıvırdığı işaret parmağı ile daktiloyu başa getirme koluna hızlıca basacağım diye, bilgisayarın ekranına çarpıyordu. Sonra tabi, bir süre baktılar olacak gibi değil, abimiz gazeteden ayrılmak zorunda kaldı.
Şimdi düşünüyorum da, bizde o dönemde eğer teknolojiye uyum sağlayamamış olsaydık, işsiz kalacaktık.
Şimdi daha ileri teknolojiye alışabilmek, ona yetişebilmek için çabalıyoruz. Elbette teknoloji için kör cahil değilim ama inanın, 15 yaşındaki yeğenim benden çok daha ilerde. Özellikle cep telefonunda benim hiç bilmediğim veya kullanmadığım uygulamaları bana gösterdiğinde, gözlerinin içindeki, “Bunu nasıl bilemezsin” tarzı bakışı yok mu. O kuşak farkı bana çok koyuyor.
Artık şunu fark ettik. Bu gün cep telefonu olmayan hiç kimse yok. Ve herkes kendi haberini kendisi yaratıp, sosyal medyada, internette paylaşıyor. Ama yine de yerel medyanın bir kentin yazılı hafızası, tarihi olduğu gerçeğini herkes kabul ediyor.
İşte biz de bu tarihi yazma ve hafızalara kazıma görevini yapan insanlarız.