Dün sabah işe erken gelmem gerekiyor ve ben sabahın köründe kalkıp, evden çıktım. Otobüs bekliyorum. Tam bu sırada durağın arkasında bir çocuk bir şeyler yapıyor. Dönüp ona bakarken, otobüs geldi. Ben gördüm durağa girecek zannediyorum. Elimi kaldırmadım diye, adam bastı gitti.
İçimden, dışımdan arkasından ettiğim laflar onunla birlikte Kırcami’ye kadar gitmiştir. Her 5 dakikada bir gelmesi gereken otobüs gelmez oldu. Benimle birlikte bir kadın, iki erkek bekliyor. Onlarla “Bu gün kısmetsizim. Ben arkamı döneyim. Garanti otobüs gelir. Siz otobüsü durdurun bari sizin sayenize bende bineyim” dedim. Gülüştük filan. Ama yine de işi şansa bırakmadım ve durağın arkasına geçip arkamı döndüm.
1 dakika geçmedi, otobüs salına salına geldi. Duraktakiler bindiler. Ben aportta bekliyorum. Son yolcunun ardından kendimi otobüse attım. Ancak kafam dalgın. Cumhuriyet Meydanı’nına geldiğimi zannederek 100. yıl Gazi Lisesi önünde indim. Allahım çıldıracağım.
Tekrar otobüse bindim. Önünde Markantalya yazıyor. Bende orda inip az bir mesafe yürüyeceğim. Sen misin binen?. Otobüs meğer kavşağın altından gidiyormuş. En yakın durak Büyükşehir Belediyesinin önü. İndiğim gibi hırsla yürümeye başladım.
Bilenler bilir. Mezarlığın karşısında kömürcüler var. Sizce nasıl bir insanın, kaldırımda yürürken mangallık kömür kasalarının bulunduğu demir ayağa dolanıp, kasanın içindeki kömürleri yarısını üzerine, yarısını yere dökmeyi başarabilir.
Kısmetsizliğim bir yana, sakarlığım tavan yapmış vaziyette tek umudum bir an önce tek parça halinde ofise kadar ulaşabilmek. Kestirmeden gideyim derken, Balbey Mahallesine daldım. Burada labirent gibi dar sokaklarda yanlış sokağa girmem nedeniyle İsmetpaşa Caddesi yerine Doğu Garajı tarafına çıkmamı filan hiç saymıyorum.
Gün bitti ama bende bittim.
Sabah erken işe gelmek için yola çıkan ben, anca saat 10. 00 gibi ofise girebilmek kısmet oldu. Sizin anlayacağınız, ofise gidebilmek için bile kısmetli olmak lazım.
Yorumlar
Kalan Karakter: