Salı grubu imtihanım
Ben son günlerde moda olan, Çarşamba dostları, Perşembe grupları, muhabbet zamanı gibi toplanıp, kahvaltı veya akşam yemeğinde buluşanlara biraz uzak birisiyim.
Hani Zekeriya Beyaz hoca vardı. Kaldığı otelde miki film kanallarına girdiği ortaya çıkınca, “Ben bunlar hakkında fetva veriyorum. Ne yaptıklarını görmek istedim” diye kendisini savunmuştu ya. İşte o hesap, bende ne yaptıklarını öğrenmek için “Salı Grubu” adı altında toplanan şehrin ileri gelenlerin davetini kıramadım ve kabul ettim.
Dediler ki, “Bizim kuralımız saat tam 07.50’de orada olacaksınız.” Sabah tam 7.50’da kahvaltının yapılacağı Tenis İhtisas Klubünün önündeydim. İçeri girdim. Hani bazı yerlerde gelenektir, Cuma namazından çıkan veya Bayram namazından çıkanlar sıralanır ve herkes ayakta dikilir, gelen tokalaşıp, selamlaşarak sıranın sonuna gider ya. O hesap. Girişte U şeklinde dizilmişler. Bendeniz işin acemisiyim. Tersten başlamışım. Sıranın ortalarında birileriyle karşılaştım. Onlarla da tokalaşarak sona doğru gittim. Hemen herkes tanıdık geliyor, çünkü hep fotoğraflarını görüyorum.
Benim bildiğim yerden birisi çıktı neyseki. Adliyeden çok değerli bir hakimimiz. O da olmasa, orta baklası gibi kaldım ortada. Onunla biraz sohbet ettikte, ben sınıfa yeni gelen öğrenci modundan çıkabildim.
Sonra kahvaltı salonuna alındık. Grubun kendisi hazırlamadı tabiî ki, ama ATİK gibi bir kuruma yakıştıramadım kahvaltı masasını. Geceden doğrandığı belli olan ve tazeliğinden eser kalmamış salatalıklar, ortasından kesilmiş iki-üç çeri domatesi, yine geceden hazırlandığı belli olan haşlanmış yumurtalar. Soğuk ve üzeri kurumuş. Pazarda 3. sınıf tabir edeceğimiz üç beş yeşil ve siyah zeytin. Galiba simiti akşamdan bulamamışlar. Simit tazeydi.
Valla gözümün önünde kıymalı serpme börekler, köy yumurtaları, mis gibi kızarmış ekmekler kolkola girip dans ediyorlardı. Bi çeyrek simit ve iki parça bayat cevizle idare ettim artık.
Neyse, günün konusu Akseki idi.
Akseki belediye başkanı ve ileri gelenleri masanın başında. Tam ortada işadamı ve Salı grubunun başkanı olan Muharrem Koç beyefendi.
Muharrem Koç, biraz Reha Muhtar’vari Giray Ercenk’in kendilerinin WhatsApp grubunda paylaştığı Cübbeli Ahmet Hoca’nın kadınlar hakkında söylediklerini irdeliyor. Ama ne irdeleme. Tam böyle, “Acı var mı Acı” dercesine. Ardından Giray Ercenk’in az biraz bozulup, Muharrem Koç’a başkan olarak yanlı davrandığını, objektif olması gerektiği konusunda hafif çıkışı üzerine biraz Ertan Tan’vari “Ver mehteri” moduna geçti.
Koç’un elinde bir lazer ışığı. Hani yaramaz çocukların haylazlık etmek için komşu kadınların gözüne lazer ışığı tutar ya. O da tam öyle. Ne bileyim Muharrem Koç elinde lazer’le kendi aralarında konuşan-monuşan olursa veriyor gözüne lazeri. Bu arada onu izledikçe ben Cem Yılmaz’ın “Gora” filmindeki “Komutan Logar” geldi aklıma. O’da elinde ışın kılıcıyla ha bire sallayıp duruyordu ya.
Benim gözler rahatsız. Sarı gözlük kullanıyorum bu yüzden. Ödüm patladı konuşmaya. N’olur nolmaz, Komutan Logar gibi lazeri gözüme tutar diye. Benim o şaşkınlığımı fark etti ki, “Yok” dedi. “Sizin gözünüze tutmam ışığı”
Ay, bana lazer tutmayacak diye bi sevindirik oldum ki, içim ferahladı yani.
Erken kalkmak zorunda olduğum için veda ettim ve ayrıldım.
Ha bu arada Muharrem bey mesaj atarak, daha önce davete katılan gazeteci arkadaşların geçmişte yazı yazdığını ve Menderes Türel’in de bu gruba üye olduğuna dair filan bir yazı yazmamı rica etti.
Lazerli Koç’tan korkuma söyleyemedim.
Buradan müsaadenizle söyleyeyim. “Şoföre sürüş öğretilmez” Hele de direksiyonun başında iken hiç yapılmaz