Önceki gün doğum günümdü. Bir yaş daha yaşlandım. Kendimin bile unutmak istediğim bu gün de sağolsun sosyal medyadan öğrenen bir çok arkadaşım, dostum, tanıyıp tanımadığım herkes aradı ve güzel dileklerini iletti.
Ama onlar güzel dileklerini iletirken, ben her kutlamada, her mesaj okumamda biraz daha yaşlandığımı hatırladım. Çöktükçe çöktüm. Kendimi yaşlı moduna soktum. Ayaklarım mı ağrıyor, şekerim vardı. Tansiyon ilaçlarıma yeniden başladım. Unutkanlığım had safhada. Bende siyatik başlamıştı ne oldu acaba? Gözlerimin feri de iyice gitti. Okuma gözlüğü almam lazım. Ay artık, düzayak bir ev istiyorum” filan demeye başladım.
Son olarak kafama unutkanlığı taktım. Hani iki yaşlı kadıncağız kendi aralarında konuşuyormuş. Biri diğerine sormuş. “Kız hani bizim aklımızı başımızdan alan alman doktorun adı neydi?” diye, diğeri cevap vermiş “Alzheimer” diye. Durduk yere bu fıkra geldi aklıma ve son bir haftada yaşadığım unutkanlık olaylarını burada sıralasam, beni hastaneye yatırırsınız.
Bizim sitedeki bloklara şifreli giriş yaptılar. 6 aydır şifreyi tuşluyorsun, eve öyle girebiliyorsun. Teknolojik olduk yani. Bendeniz her zamanki gibi eve gittim, kapının şifresini giriyorum açılmıyor. Tekrar tekrar girdim. Sonunda sistem kilitlendi. Görevli-mörevli derken iş anlaşıldı. Meğer ben bankamatik şifremi, sitenin girişi şifresi diye üst üste tuşlamış sonunda alete kafayı yedirmişim.
Önceki gün eve giderken elime kahve aldım. Daha kahveden birkaç yudum almıştım. Üzerimi değiştirip, ayaklarımı uzatıp kahve içeceğim. Kahve bardağı yok. Evin altını-üstüne getirdim kahve bardağını bulamıyorum. Sonunda umudumu kestim. Boş boş koltuğa çöktüm. Aradan bir-kaç saat geçtikten sonra banyoya girip çıkıyorum. Bir baktım, banyo tezgahının üzerinde benim kahve bardağı. Oraya belki 3 defa girip çıktım ve ben tezgahın üzerindeki bardağı nasıl görmediğime hala şaşırıyorum.
İşe gelirken arkadaşım yemek istedi. Ona dürüm yaptırdım ve elimde sallayarak götürmek yerine çantaya koydum. Tabi vermeyi unuttum. Ertesi gün, daha ertesi gün öyle bir koku yayıldı ki anlatılamaz. Yahu diyorum, bende bir koku var ara ara geliyor. Çantayı filan karıştırıyorum. Elime dürüm poşeti geliyor, ama iki gün önce aldığım şeyi unuttuğum için, onu kenara koyuyor, çantanın içinde kokunun kaynağını bulamayınca dürümle birlikte ne varsa geri dolduruyorum. O kokunun kaynağını bulduğum andaki halimi görmenizi isterim.
Dürümden soğudum resmen.
Otobüsten yanlış durakta inmeden tutun da, inmeyi de unutmaya kadar bu günlerde böyle yaşıyorum. Aslında yaşlanıyorum.