Okurlarım, takipçilerim bilir.
Bir çok yazımda, siyaset kurumuna olan inancımı kaybettiğimi dile getiririm.
Peki bu sadece bana has bir düşünce mi ?
Sadece ben mi bu güvensizliği yaşıyorum ?
Bu sorulara yanıt vermeden önce ‘siyasal güven’in bir tanımını yapmak lazım.
Siyaset bilimcilerinin bu yönde bir çok tanımı var ancak bunları harmanlarsak ortaya şöyle bir şey çıkıyor: “Halkın, siyasal sistemin herkes için eşit ve adil sonuçlar doğuran politikalar üretebileceğine ilişkin yaygın inancını, ya da vatandaşların kendi siyasal inanç veya moral değerlerine göre sorumlu siyasal otoriteler ile kurumların performansının değerlendirilmesine dayanan bir yargı”…
Sadeleştirirsek; Halkın, sorunların çözümünde siyasi otoriteye, kurumlara olan inancını ifade ediyor ‘siyasal güven’…
Bu tanımdan yola çıkarak ülkemizde bilhassa son dönemde yaşananları özetlersek; Resmi rakamlara göre 4, gayri resmi rakamlara göre 10 milyon civarında işsiz, resmi kurumlara göre 2, ekonomistlere göre 3 haneli yüksek enflasyon ve açlık ve yoksulluk sınırlarında yaşam mücadelesi veren milyonlar…
Böyle bir tabloda siyasi otoriteye inanç, güven kalır mı ?
Peki böyle bir ortamda demokrasi sağlıklı işler mi ?
Siyaset bilimcilere göre her iki sorunun yanıtı da hayır. Çünkü halkın siyaset kurumlarına karşı güveninin azalması, demokrasi açısından sağlıksız bir durum oluşturduğu gibi kriz yönetimlerini de zorlaştırıyor ve genel anlamda karar alma kabiliyetini azaltıyor.
Bu durumun somut örneklerini son zamanlarda sıkça yaşıyoruz. Mesela KYK kredilerinin faizlerinin silinmesi noktasında ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemleri/baskısı ve nihayetinde iktidarın bu yönde aldığı karar. Ya da yine Kılıçdaroğlu’nun şu sıralar sıklıkla gündeme getirdiği ÖTV indirimi konusunda iktidarın bir hazırlık içerisinde olması gibi…
Muhalefet bastırıyor, iktidar önce direnebildiği kadar direniyor, ardından “Biz zaten böyle bir çalışma yapıyorduk” diyerek toplumun talebini yerine getiriyor. Ancak bir baskı altında yapıldığı için uygulama her seferinde güdük kalıyor, kimseyi memnun etmiyor.
Tabi siyasal güvensizlik sadece iktidara yönelik değil. Siyasi tüm oluşumlara karşı toplumda ciddi bir inançsızlık, güvensizlik hasıl oluyor. Güvensizlik ortamında her çeşit siyasal sistemin varlığı tehlikeye düşüyor. Özellikle bizim gibi demokrasinin hala kökleşmediği, pekişmediği ülkelerde halk desteğinin belli bir düzeyin altına düşmesi durumunda darbe, iç savaş, otoriter yönetim, terör hareketleri vs. gibi demokrasi dışı oluşumlar görülüyor. 1980 öncesi olduğu gibi. Son 20 yılda bir takım değişiklikler olmadı değil. Askeri vesayetin ortadan kaldırılması -ki, mevcut iktidarın belki de başardığı en önemli şeydir- askeri darbe geleneğine son vermiştir lakin onun yerini başka unsurlar almıştır. 15 Temmuz 2016’da yaşanan hain kalkışma uzun süredir unutulan toplumsal kenetlenmeyi sağlamışsa da, devamında net çizgilerle ortaya çıkan ‘tek adam’ siyaseti, geleneksel olarak ‘devlet yanlısı’ olan Türk halkını devletin kutsallığını tartışır hale getirmiştir.
Ki, bana göre en tehlikeli gelişme de budur.
Yorumlar
Kalan Karakter: