Bir aralar, dikkatli izleyiciler hatırlayacak, sinema da bir ‘gizli reklam’ uygulaması vardı, sonra yasa ile tüm ülkelerde yasaklandı. Filmlerde akan kareler içine bir tek kare mesela bir içecek resmi konurdu. İnsan bunu görür ama algısı arkadan yetişirdi. Böylece herhangi bir ürünün tanıtımı zihinlere size rağmen yerleştirilirdi.(Diyelim ki bir Kola reklamı, ne yapıyor vatandaş? Gidip arada bir kola içiyor..)
Yasaklanması isabetli bir karardı. Nereye bağlayacağız; şuraya; Batı sineması isterse ana konunun içine öyle bir iki sahne yerleştiriyor ki istediği bir başka mevzuyu öne çıkarıyor, siz bir aşk filmi izlediğinizi sanıyorsunuz ama bir bakıyorsunuz ki Johny Walker viskisi orada, ee, haliyle ne diyorsunuz aşık olduğumda kızdan yüz bulmaz isem aç bir Johny Walker hem de siyah şeritli olanını, yani daha pahalısını.. (Bakınız Dört düğün Bir cenaze filmi)
Batı sineması böylece istediği bir başka konuyu fonda size fark ettirmeden işliyor.. ister Viski reklamı yapıyor ister bir milleti size sevdiriyor.
Pek çok filmde İtalyanları isterlerse merhametsiz bir Mafia olarak tanıtıyorlar… isterlerse komik Mafia olarak…
Genelde rejisör veya senarist ,olmadı baş oyuncu, bu tür gizli reklamlara yol veriyor:
Moskovalı dürüst bir taksi şoförü,
veya sempatik bir Yunanlı manav… falan, arka planda fark ettirilmeden iyi-ya da –kötü olarak tanıtılıyor siz de sanıyorsunuz ki bütün Yunan milleti işte böyle….
Anjelik ve Sultan filminde de işte böyle bir sahne var; hem de filmin ve konun en kırılma noktasına ustalıkla yerleştirilmiş..
Filmin konusunu kısaca hatırlatalım: Bizim hovarda ve çapkın Anjelik(Michelle Mercier), topal ve hayli çirkin kocasına aşık olmuştu ama adam 14. Lui tarafından sırf kıskançlık yüzünden büyücü suçlaması ile yakılarak öldürülmüştü. - kocayı Robert Hüseyin canlandırıyordu- oysa meğer adam ölmemiş ve umutsuzca karısına dönmeye çalışıyormuş, bu arada Anjelik hiç de uslu durmuyor,, adamın ise anası ağlıyor o deniz senin bu deniz benim korsanlık yapıyor, efendim sonunda adam karısının izini buluyor ve peşine düşüyor ama kötü adamlar tarafından takip ediliyor, yakalanırsa film bitecek.. ama o da ne; Cezayir’in daracık sokaklarında kaçarken bir bayrak ve bir kapı görünüyor arkadaşımız kapıya yüklenip oraya giriyor tabii arkasından gelen kötü adamlar da…
Aha , bayrak bizim Ay yıldızlı, al bayrağımız. Peki bu bina da ne ola derken,
Şark kıyafetli bir esmer adam Anjeliğin talihsiz kocasını saklıyor. Ve ardından eve giren kötü adamlara sert ve kararlı bir ses tonu ile ‘Burası Türk(dikkat Osmanlı değil) elçiliği derhal terk edin burayı’ diye rest çekiyor!!
Arkasından anlıyorsunuz ki bu ikisi daha önceden tanış, iyi iki arkadaşmış… Film mutlu sonla bitiyor…
Ve seyirci için Türk imajı pek hoş hatırlanıyor…
Ama Cumhuriyet aristokratları ve sözüm ona sinemalarda yer göstericiliğinden nasılsa terfi etmiş film eleştirmenleri bu sahneyi ve nedenini atlıyorlar.
Haftaya bir başka Türk imajı… ve yine Anjelik….
Anjeliği sevdiniz değil mi … sizi gidi köftehorlar….