‘Kara tepeler’ de altın falan yoktu, ama olan olmuştu bir kere.. Arsmtrong Custer, daha önce Çeyen yerlilerine karşı bir-iki operasyona katılmıştı. Hatta birinde çoğunluğu kadın ve çocuk olan 100 küsur kızıl derilinin katl edilmesine ses çıkarmamıştı. O aralar gene geçici olarak ‘General’ rütbesine terfi ettirilmişti. Hır çıkarmanın alemi yoktu. Eski günlerini ara-ara yaşamasına izin veriyorlardı, mesela Rusya Çarlığında Çardan sonra ikinci adam olan Gran Dükü ağırlayan ekipte yer almıştı…
Aman.. aman.. o ne tantanaydı öyle, Dükü korumak için iki bölük piyade, iki bölük süvari tahsis edilmişti. Adam altı-üstü birkaç Amerikan bizonu avlamak istemişti, Amerikan westernlerinin en ünlü adamı William F. Cody, namı diğer ‘Buffalo Bill’ eşlik ediyordu. Yüzlerce bizon durduk yerde öldürülmüştü. Dükün konvoyunda en az on beş araba, şampanya ve en alasından pahalı yiyeceklere için ayrılmıştı. Tanrının bile unuttuğu çorak arazilerde yemek zamanı geldiğinde, pırıl-pırıl ütülü-kolalı masa örtüleri açılıyor, şampanyalar içiliyor,purolar tüttürülüyordu.
Custer seviyordu bu işleri, kim sevmezdi ki.
Grand Dük çok cömertti, etrafını en pahalısından hediyelere boğuyordu… Adam, Rus aristokrat sınıfının en önde giden ikincisiydi… Para nasılsa kendinin değildi, Rus köylüsünün parasıydı…
Amerikan elitleri her ne kadar Avrupa da ki bu asil yaşama pek bir imreniyorsa da öyle hayat tarzının kendi topraklarında değil yaşamasına yeşermesine bile izin vermiyordu. Buralar da ne olarak doğduğunun hiçbir anlamı yoktu ne yaptığın önemliydi, tabii siyah ve kızıl derili olmadığın sürece…
İç savaş bitmişti, 600 bin Amerikalı ölmüştü, bir başka yüz binlercesi sakat ve yaralıydı. Ülke tarihinin en büyük travmasını yaşamıştı, etkileri yüz yıl sürecekti belki de daha fazla.. Elitler ikinci bir iç savaşa izin vermeyeceklerdi. Ülke bunu kaldırmazdı. Avrupa’ silah satmak ,falan, daha karlı olabilirdi ama oralarda sakindi, memlekete ‘hır’ lazımdı…
Şu kızıl derili arkadaşlar arada sırada baş kaldırıyorlardı, sorun oluyorlardı, sayıları 50 yi geçmeyen ‘savaş partileri’ sivil halkın canına okuyordu.
Üstelik şimdi galiba birleşmek üzereydiler.. Böyle bir isyanın hakkından gelmek çok güç olabilirdi.
Custer çizmelerini giymişti, yeniden ünlü olacaktı, gelsin partiler, hediyeler, iltifatlar, zengin konaklarında ağırlanmalar… yahu neden olmasın ,halk böyle gaza gelirse kongre üyeliği falan, belki de senatörlük, hatta neden olmasın onun Grant’ten(Hali hazırda ki Başkan, iç savaş generali) neyi eksikti ki…
Adamımız ,tam da o günlerde karısını görmek için birliğinden firar etmişti ve Divanı harpte yargılanmak üzereydi.
Kendisine son bir şans daha verilecekti….
Little Bighorn diye biline bir yerde, Custer kaderi ile tanışacaktı. Üstleri esaslı bir plan hazırlamışlardı;
Çünkü bu sefer iş ciddiydi.
Karşılarında ki kızıl derililer yağmacı akıncılardan daha iyi örgütlenmiş gibiydiler bir sürü kabile bir araya gelmişti, bu ilk kez oluyordu. (Bir sürü kabile bir araya gelmişti gelmesine ama hepsi kendi meşrebince savaşmak arzusundaydı.)
Amerikan ordusunun silah üstünlüğü katiydi, o günlerde yeni-yeni kullanılmaya başlayan Gatling makineli tüfekleri, yeni toplar, art arda ateş edebilen tüfekler… Kızıl derililerin sayısal üstünlüğünü yok edebilirdi. Amerikan ordusunun askerleri iç savaşın kanlı günlerinden geçmiş gazi askerlerdi, disiplinliydiler, tepeden tırnağa silahlıydılar ve merhametsizdiler…
Haftaya… Ucuz generaller ders alsın…