Evans Carson, her hangi bir adam değildi. Holivut kahramanlarının hakiki bir örneği idi. 16 Yaşında ABD ordusuna yazılmış, ve Filipinler de görev yapmıştı oradan baş çavuş olarak terhis edilmişti. Amerikan askeriyesinin 1916 da ki Meksika ceza harekatına da katılan, Carson, Büyük savaş da Avrupa cephesinde çarpışmıştı. Savaş sonunda rütbesi üsteğmenliğe yükseltilmişti. Avrupa da ki işgal ordusunda 1921 senesine kadar görev yapacak ve sonra gene terhis edilecekti.
1922 senesinde ünlü Deniz Piyadelerine ‘er’ olarak gönüllü olacaktı. Porto-Riko ve Çin de deniz ötesi görevleri başarı ile tamamlayıp yurda döndüğünde, yüzbaşılığa terfi etmişti . Nikaragua’ya yollanmış ve burada ki iç isyanların bastırılmasında önemli rol oynamıştı, ama esas ününü büyük Nikaragua depremi sırasında kazanacaktı. O günlerde bölge de polis müdürü olarak görev yapmaktaydı, yardım malzemelerinin talan edilmesine mani oluyor, deprem felaketinin mağdurlarına insan üstü bir çaba göstererek yardımcı oluyordu. Kamu oyunun dikkatini çektiği kadar bir başka adamın da dikkatini çekmişti: Franklin D. Roosevelt, ABD başkanı olduğunda bu cesur ve sakin adamı kanatlarının altına alacaktı. O günlerde çok bilinmeyen ve Başkanın tedavi olduğu termal tesislerinin koruması bu subaya verilmişti. Roosevelt zeki bir adamdı, bu subayın açık sözlülüğünden hoşlanmıştı, etrafından yeterince ve hatta yeterinden fazla yalaka vardı açık sözlü adamları dinlemeye ihtiyacı vardı. Evans Carson tam da adamıydı bu işlerin.
Çin o günlerde kanlı bir iç savaşın içindeydi, Batılı devletler kendi beyaz yurttaşlarını korumak için askeri birlik bulunduruyorlardı Amerika da keza bu ulusların başında geliyordu. 1936 ve 37 de Carson iki Çin görevi daha yapmıştı. Orada iken savaşan tarafların taktiklerini ve yanı sıra Çin felsefesini ve dilini de incelemekteydi. Komünist gerillaların taktikleri şaşırtıcı gelmişti; adamlar bir avuç pirinç yiyerek ve olmadık zorluklara göğüs gererek savaşıyordu. Gecenin yarı vakti, buz gibi nehirlerden yarı bellerine kadar suya gömülmüş vaziyette geçiyorlar, dağ başlarında nöbet tutuyorlar, çöl iklimlerinde azıcık su ile yetiniyorlardı. Ame en önemlisi ne iş yaparlarsa yapsınlar tek vücut gibi hareket ediyorlardı. Çinli Komünist çetelerin içinde ki her kes, ama her kes kendini önemli his ediyordu, ister aşçı olsun, ister çöpçü, hepsi bir büyük gayenin neferi gibi kendilerini görüyorlardı. Hiçbir şekilde yağma ve talana izin verilmiyordu. Subayları rütbe işareti taşımıyordu ama her asker kimi dinleyeceğini iyi biliyordu. Subaylar batılı ordular da olduğu gibi kendi aristokrat kalıpları için de yaşamıyorlar erlerin arasında onlar gibi yaşıyorlardı ve bütün buna rağmen disiplinleri olağanüstüydü.
Carson çok etkilenmişti, etkilenmişti de bütün bunları ABD uygulamak mümkün değildi. Yine de Başkana gördüklerini yazacaktı. Roosevelt ise hafızası çok kuvvetli bir adamdı. Amerikan emperyalizminin başında bile olsa savaşı kazanacak hiçbir formülü gözünden kaçırmıyordu.
Japonların Pearl baskını Amerikan silahlı kuvvetlerinde köklü bir değişikliği gerekli kılmaktaydı. Japonlar geleneksel ordu taktikleri ile baş edilebilecek bir düşman değildi. Sıkı heriflerdi Uzak Doğu Asya da bütün batılı orduları denize dökmeyi becermişlerdi. Amerikan halkının morali yerlerdeydi. Acil olarak bir zafere ihtiyaç vardı ve Evans Carson bunu vaat etmekteydi. Başkanın desteğini arkasına alan Carson, yepyeni ve kimsenin alışık olmadığı bir gönüllü toplama ve eğitimi başlatacaktı. Geleneksel subaylar kudurmuşlardı ama adamın arkası kuvvetliydi.
Gönüllüleri toplayan yarbay Carson onlara ilk olarak şu Çince kelimeyi öğretecekti:
Gung ho!
Manası; hep beraber demekti. Bu sloganı nerede öğrendiğini ise bir süre kendine saklayacaktı.
Haftaya ; devam…Gun ho (3)