Milattan çok önce Yahudiler tarafından bulunmuştu, Allah’ın çölünde ‘su ’ kadar kutsal ne olabilirdi ki.. Sonra İseviler de aynı kuyuları aynı nedenle koruyacaklardı, keza bizimkilerde..
Ne var ki ‘Büyük savaş’ yıllarında bu kuyular Osmanlı imparatorluğunun Filistin bölgesinde ki hakimiyetinin sonuna getiren bir savaşa tanık olmuşlardı.
Birshiba kuyuları olarak anılıyorlardı, ‘Yemin kuyuları’ demek olan….
Bakmayın Batı edebiyatının ve kültür ikonlarının fazlaca abarttığı Arabistanlı Lawrence hikayelerine.. Filistin de ki son günlerimiz İngilizlerin yaptığı esaslı bir kandırmaca planı sonucunda işte bu kuyular civarında gerçekleşen bir meydan muharebesinde gelmişti.
Avustralya sineması 80’li yıllarda ANZAC hikayesine pek bir takılmıştı, 1981 de bu günlerin ağır aktör abisi Mel Gibson ilk kez ‘Gelibolu’ filmi ile ünlenmişti. İyi gişe yapmıştı .. Devam edecekler ve bu sefer ‘Anzaklar’ dizisini çekeceklerdi. Elbette bu dizinin asıl hikayelerinden biri Gelibolu savaşlarıydı..
1987 de ise son olarak Filistin savaşlarına katılan Avustralya Hafif Süvari alayının konusunu beyaz perdeye taşımışlardı.
Cumhuriyet aristokratları bu üç sinema olayına da ilgisiz kalmışlardı, ne Türk sinema adamlarından, ne tarihçilerimizden, ne askerlerimizden her hangi bir yorum, eleştiri, hiçbir şey duymamış, okumamıştık.
Adamlar Filmi çekerken Filistin coğrafyasına uğramamışlardı bile, kadroda bir tek Türk danışman, sinema adamı falan Hak getireydi…
Kısaca kendileri çekmiş, kendileri oynamıştı…
Senaryoya göre bölge de Türk-Alman kuvvetleri ustaca bir hile ile aldatılacak, ve Birşihiba kuyuları ani bir süvari taarruzu ile ele geçirilecek ve Suriye üstüne yürünecekti. Buraya kadar olan hikaye tarihsel gerçeklere uyuyordu.
Ama karşı cephede ki majör karakterler hep Alman subaylarıydı.. Bir yerde iri yarıca esmer bir adam Türk albayı rolünde rol kesiyordu..(Albay İsmet, büyük bir olasılıkla İsmet İnönü ..)
Geri kalan tüm sahnelerde Türkler ya süvari, veya işte sıradan nefer…. Şoför falan…
Film bölgeye vatanını çok sevdiği( Nasıl oluyor da Allah’ın Filistin’in de vatan savaşı veriyor orası meçhul!!) için gelen ama eli bir türlü öldürmeye gitmeyen Avustralyalı bir çocukcağızın etrafında gelişiyordu.
Arada bir görünen Türk süvarileri ne zaman düşmanı görseler.. ‘Ricat’ diyerek sıvışıyorlardı, üstelik filmin alt yazılarında bu ifade _Arabic_ olarak belirtiliyordu. Doğru kelime Arapça idi ama birader söyleyenler Türk olunca oraya _Türkish_ yazmak çok mu zordu?
Neyse, haftaya devam ederiz.