Geçen hafta ki yazılarımız da Amerikan sinemasının 1948 senesinde ki halet-i ruhiyesini anlatmaya çalışmıştık.
Bazı okuyucular sordu: Western filmlerinin bilinen –tanınan bir siması olan Amerikalı general Custer da kim?
Neyin nesi?
Anlatalım:
Ama önce bir de onun hikayesini anlatan bir başka Holivut yapımına göz atalım. Filmin adı ‘Çizmeleri ayakların da öldüler!’ idi. İngilizce ‘They die with their boots on! ’
Kahramanlar iş üstünde öldüler…Yani..
1941 senesinde çekilmişti. Dünyanın kaynadığı bir dönemeçti o günler. İkinci Dünya savaşı tüm hızıyla sürüyordu, ABD henüz savaşa girmemişti ama uzak kalamayacağı da besbelliydi. Oysa ordu hazır değildi, Amerikalı saftirik zenginler ‘ ne gerek var?’ Diyorlardı.
Almanya Avrupa’yı adeta yutmuştu. Polonya, Hollanda, Belçika, Fransa Norveç, Danimarka, Yugoslavya, Yunanistan fiilen işgal edilmişti. Romanya Bulgaristan ‘Tamam ağam yeter ki sen iste’ demişler ve topraklarını Alman askerlerine gönüllü açmışlardı. Macaristan, Almanya ile ortak olmuştu, Avusturya ve Çekoslovakya zaten savaş başlamadan Hitler imparatorluğuna katılmıştı. İspanya ve Portekiz faşist idarelerin elindeydi ve onlar da Almanya ile sessiz bir ittifak içindeydiler. İtalya ise evlere şenlik bir diktatörün elinde oyuncak olmuştu. Türkiye ürkekti. Alman-İtalyan karma güçleri Kuzey Afrika da İngiltere’yi sıkıştırıyorlardı Süveyş kanalı düştü düşecek gibiydi. Japonlar Uzak Doğu da harıl-harıl hazırlanıyorlardı.
ABD ordusu 200 bin kişilik cüce bir güçtü, üstelik çok kötü donatımlıydılar. Elde tank top uçak yok gibiydi. Tek etkili savaş gücü donanmalarıydı o da Havai adalarında Pearl diye bir limana tıkılmıştı.
Demokrat-liberal ve hovarda Başkan Roosevelt, İngiltere’ye olanca gücüyle destek olmaya çalışıyordu ama muhafazakar rakipleri, ülkenin yeniden bir Avrupa çatışmasına girmesini istemiyorlardı. Muhalif sesler çok yüksekti ve Başkanın savaş yanlısı politikalarına olan halk desteği henüz istenen kıvamda değildi. İş gene Holivuta düşecekti.
Western fonunda bir film çekilecek, Amerikan tarihinin ünlü bir yüzü ele alınacak, Amerikan askeri gelenekleri ve yiğitliği vurgulanacak ve tabii tarihin içine sıçılacaktı. Olayların gerçek olmasına ne gerek vardı ki?
Hem Avrupa da bu işlerin ağa babası Adolf dememiş miydi ki ‘Yalan ne kadar büyük olursa inanan o kadar çok olur!’ diye. Halk yediği sürece at, atabildiğini ne mahsuru vardı ki.
Amerikan sistemi istediği yalanları Holivuta söyletme konusunda çok ustaydı.
1942 Ocak ayında film gösterime girdiğinde ise Amerikan halkı savaşa çoktan taraf olmuştu bile, çünkü bu arada 1941 Aralık ayının 7. Günü meşum Pearl Harbour baskını gerçekleşmişti.
‘Çizmeleri ayaklarında öldüler’ çok güzel bir gişe yapacaktı. Çünkü önlerinde ki dört yıl içinde gerçektende binlerce Amerikan genci çizmeleri ayaklarında ölecekti…..
Yakışıklı aktör Eroll Flyn, general Custer’ı , o güne kadar birlikte sekiz film yaptıkları Olivia De Havilland ise generalin güzel karısını canlandıracaktı. Bu ikili Amerikan halkının gönlünde taht kurmuştu. Bu dokuzuncu filmleri olacaktı. Aralarında bir ilişkinin olduğu haberleri basın tarafından bolca pompalanıyordu. (Eroll Flyn için olmasa bile Olivia için doğruydu bu, kadın adama aşıktı..)
Bir de kızıl derili birini bulmak icap edecekti, ama yaklaşan savaşta Amerikan ordusunun her renkten ve dinden ve cinsten askere ihtiyacı olacaktı. Onları da hoş tutsalar iyi ederlerdi. Antony Quinn o günlerin genç aktörlerinden biriydi,Meksika kökenliydi, azıcık asık suratlıydı, sesi Kızılderili sesine uygundu, yani boğum, boğum çıkıyordu. Yapımcıların tek problemi diğer Kızılderili arkadaşları bulmaktı. General Custer öldüğü gün en az 1500 savaşçı ile çarpışmıştı, oysa yapımcılar bula, bula 16 adet Siyu yerlisi bulabilmişlerdi. Peki ya geri kalanlar….
O da gelecek yazının konusu olacak….