Geçen hafta demiştik ki, herkesler Kırım üzerine konuşuyor, e, biz de Kırım üzerine yapılan filmlerden batı Türklere nasıl bakıyor ona bakalım..
1850 lerde Kırım savaşının nedense pek çok karar anı atlanır da İngiliz ‘paşalarının’ beceriksizliği yüzünden feda edilen askerlerin katıldığı ve tarihe 'Hafif süvari alayının hücumu’ diye geçen olay pek bir hatırlanır. Hatta bu konuyu ele alan iki sinema yapılmıştır, biri 1936 çekilmiş, diğer 1968 de..
1936 versiyonu olan zırvayı geçen yazımızda incelemiş ve ikinciyi de özetlemiştik. İkincinin bir özelliğinin ise filmin çekiminde Türkiye topraklarının kullanılmasıydı, ikinci özelliği ise o harpte Osmanlı askerleri de savaşmıştı ama her iki film de bunu anlatmıyordu, değil anlatmak o savaşta Türklerin olduğunun bile pek iması yoktu… Ünlü Cumhuriyet aristokratları adamlar filmi çeksin diye her türlü imkanı vermişler ama sonra da filmin Türkiye de gösterimini yasaklamışlardı..
Biz de yazımızı ‘neden’ diye bitirmiştik.
Hikayenin bu bölümüne başlamadan 1968 nasıl bir seneydi, adet ettiğimiz üzere ona bakalım.
(Her ne kadar, geçen haftalarda yazdıysak da tekrarın bir zararı yok..)
Biz bir tuhaftık, 1967 de ki Yunan askeri darbesi ile kurulan rejimi ilk tanıyan ülke olmuştuk..(oysa Yunan askeri cuntasın da ki ‘paşalar’ Türkiye ile hesaplaşmanın derdindeydiler.. hani yalaka inek kasabın bıçağını yalarmış ya)
Üç kuvvet komutanı istifa etmişti, başbakan, ‘benim tasarrufumdur’ diyor,
genel kurmay başkanı ‘ benim reform anlayışımın gereğidir’ diyordu.
Rahmetli Erbakan, Adalet partisinden senatör olmak için başvurmuş ve ret edilmişti…
‘Şahlanış’ diye bir seri miting tertipleniyordu, Adalet partisi gençlik teşkilatı karşı çıkıyordu..
‘Paşalar’ İrtica tehlikesini vurguluyorlardı, ama Şahlanış mitinglerinde ‘Kahraman ordumuz İslamiyet yolumuz’ sloganları atılıyordu.
Rahmetli İsmet paşa hala ‘İrtica büyük bir tehlikedir’ demekteydi. Çetin Altan, ki o günlerde TİP vekiliydi meclis de dövülmüştü..
Dünya da ünlü ve şanlı gençlik isyanları başlamıştı özellikle Avrupa ve özellikle Fransa ayaktaydı. Hareket her yerde Komünist partilerince destekleniyordu. Ama Sovyet Rusya, sırf biraz özgürlük istiyor diye Çekoslovakya’ya girince Komünistler ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette idiler.
Amerika iki suikast ile ta derininden sarsılmıştı: Nisan ayında Siyah lider Martin Luther, ve Haziran ayında Robert Kennedy…
Kısaca ortam anti militarist bir sinema için hazırdı. Ve bizim filmimiz de zaten 19. Asır İngiliz askeri sistemini eleştiriyordu. Hatta yerden yere vuruyordu.. Evet, Kırım savaşını anlatan bir senaryo vardı ortada, ve , evet, Türklerden gene hiç söz edilmiyordu ama filmin en göz alıcı sahneleri, yani süvarilerin taarruzu Türkiye de, Türk ordusunun imkanları ile çekilmekteydi.
Film niye yasaklanmıştı…
Bu satırların yazarı iki üniformalı bürokrat arasında geçen şu konuşmayı kendi kulakları ile duymuştur,
_’Film niye yasaklanıyor ki?’
-‘Efendim, İngiltere gibi büyük bir müttefikimizin askerlerine, askeriyesine hakaret ediliyor!’
‘Neresinde ediliyor, kaldı ki bu filmi çekenler zaten İngiliz miş, bize ne!’
‘Olur mu öyle şey canım… işte ‘
‘Film, İngiltere de veya başka bir ülke de yasaklanmış mı’
‘Hayır, ama biz de olmaz’
İşte böyle…