John Ford, Amerikan halkının yakından tanıdığı ve sevdiği bir rejisördü. Gözünü budaktan sakınan biri değildi. İkinci dünya savaşının en kritik deniz savaşı olan Midway savaşına katılmış, ve olup biteni kameraya almıştı. Atılan bombalardan birkaç parça şarapnele dahi hedef olmuştu. Kısacası Ucuz biri değildi.
Film öyle bir film olmalıydı ki Amerikan askeri gelenekleri alabildiğine abartılmalı ve hatta kanlı Amerikan iç savaşının yaraları sarılmalıydı, ve hatta Kızılderili arkadaşların bile gönlü alınmalıydı.
Yani ‘yap ortaya bir karışık’ misali bir şey olmalıydı. Ve tabi ki Anglo-sakson ciddiyeti ve anlayışı içinde olmalıydı.
30 lu yılların çocuk yıldızı Shırley Temple da baştan çıkarıcı genç bir hatun olmuştu, Amerikan halkı depresyon yıllarında onun ve Köpek Rin Tin Tin’in maceralarıyla az mı avunmuştu. Garibim ‘it’in derdiyle, küçük, masum kız çocuğunun hıçkırıklarıyla kendi açlıklarını unutmamışlar mıydı? Filmde hoş bir cinsi latif olmalıydı Shırley iyi bir seçimdi, dekoltesi falan yoktu, hiçbir filmde dizinden yukarısını göstermemişti. Amerikan muhafazakar değerleri ile uyuşuyordu. E, bir de şöyle çakı gibi bir karakter gerekiyordu John Wayne’den başkası olamazdı zaten.Birkaç harcanabilir yardımcı aktör de hal edilmişti; Ward Bond (kalenin talim baş çavuşu, aşırı sağcı görüşleriyle tanınan, ve sara hastası), John Agar, yakışıklılığı dışında bir özelliği olmayan aşkını ilan ederken bile kuyuya bakar gibi boş bakışların sahibi..( Öyle böyle derken rol arkadaşı Shırley’in kalbini çalmış ve ses getiren bir düğünle evlenmişlerdi, bu aşk hikayesinin filmin tanıtımına olan katkısı ise tartışılmazdı)
Peki bir de Kötü adam gerekiyordu. O kim olmalıydı.. Amerikan sineması o günlerde bile asıl karakterleri Kızılderililere vermek istemezdi, zaten ortada Kızılderili bir aktör falan da yoktu. Şu liberal görüşleri yüzünden eleştiri alan Henry Fonda olsa ne olurdu.. adam demokrasi falan diyordu, insan haklarından, çalışanların haklarından, konuşma hürriyetinden falan bahis ediyordu. Yok ya bu düpedüz komünistti.
E daha iyiyidi ya, filmin kötüsü o oluverince Amerikan değerleri bir taşla iki kuşu avlamaz mıydı?
Şimdi iş bir konu bulmaya kalmıştı, Amerikan resmi tarihi ‘Custer’ olayını bir türlü çözememişti.(Amerikalı General Armstrong Custer, iç savaş kahramanı, Siyu kızıl derilileri ile çarpışırken yaptığı aptalca bir manevra yüzünden askerleri ile beraber yok edilen meşhur 7. Süvari alayının komutanı..)
Ama Amerikan kamu oyu Custer hadisesinde halen ikiye bölünmüştü, bir kısmı generalin hayranı diğerleri de hasmıydı adeta.. (Bizim Sultan Abdülhamit han gibi..)
Henry Fonda, için başka bir uyduruk isim bulunacak ama Custer’ın hikayesi anlatılacaktı.
Kadro şimdi tamdı.Konu ise biraz daha alengirliydi…
Gelecek yazıda; Film; Apaçi Kalesi….