Evet, Holivut , biz Türklere nasıl bakıyor dizimizin ikinci bölümündeyiz. ‘Arabistanlı Lawrence’ filmi çekildikten sonra ülkemizde gösterimi yasaklanmıştı. Cumhuriyet aristokratları filmi seyir etmişti, ‘uygun’ bulmamışlardı. Onlar ki Osmanlı hanedanında bile olmayan bir ‘asil’ sınıfa aittiler.
‘Ahali seyir etmesin!’ fetvasını vereceklerdi.
Film de anlatılanların ne olduğunu hiç araştırmayacaklar, ve aslı bırakıp şekle bakacaklardı.
Daha sonraları çekilen ‘Anjelik’ dizisinde ise bizimle ilgili ilginç bir başka sahne vardı. Ama orada biz tamamen farklı tanımlanmıştık.
Anjelik dizileri Rus Serge Golubinof ile Fransız (kadın) Anne Golon romanlarından yola çıkarılarak yapılmış bir Fransız dizisiydi. Bu ikili Afrika da tanışmış ve evlenmişlerdi. Batı sinema yapımcıları bu ikiliyi Serge Golon diye tanıtmayı uygun bulmuşlardı. (Doğruydu bu, çünkü Anne Golon kitabı yazarken kocası Serge, Fransız tarihinin o dönemlerini uzun-uzun çalışmıştı. Dönem, Fransa’nın altın kral diye andıkları 14. Lui dönemiydi, ama kahramanı bir kadın idi… ama ne kadın..)
60 lı yılların başıydı ve Fransız sineması giderek ezildiği Holivuta karşı iyi bir aksiyon filmi hazırlamak istiyordu, biraz hareket, biraz romantizm, biraz erotizm karmaşası olan bu filmin kadın kahramanı için dönemin en ünlü kadın starı Birgitte Bardot düşünülmüştü. Ama rol daha fettan ve aslında pek çekici esmer olan Michelle Mercier de kalmıştı. (her ne kadar esmer ise de filmde vamp bir sarışını canlandıracaktı..)
Anjelik filmi o günler için bilinen pek çok sinema kalıbını yıkmaktaydı, kadın güzelliği özellikle vurgulanırken, kadın bağımsızlığı olabildiğince akıllı bir şekilde öne çıkarılmaktaydı. (Amerikan sineması hala Doris Day ve Sandra Dee filmlerinde ki muhafazakar yapıyı koruyordu, bu filmlerin kadın kahramanları dizlerinden yukarıyı bile göstermezken Anjelik anadan üryan ortada dolaşıyor ve bir hayli çapkın takılıyordu.)
Dizi çok tutmuştu, 1968 in devrimci dünyasında bu çok normaldi.
Ama biz önce o günlerde dünya da ve bizde neler oluyordu kısaca bir göz atalım:
Neler olmuyordu ki.. o günlerde ki adı ile Çekoslovakya komünist bloka karşı unutulmaz bir bağımsızlık mücadelesi vermek istemiş ama ezilip gitmişti,
Amerika da siyah lider Martin Luther King ve Robert Kennedy suikast ile öldürülmüşlerdi.
O yıl yapılan seçimlerde Nixon başkan olacaktı.
Türkiye de Amerikan karşıtlığı tavan yapmış ve 6. Filonun askerleri denize atılmıştı.
Dönemin başbakanı Demirel’i eleştiren ‘Devri Süleyman’ adlı tiyatro oyunu 200 kadar üniformalı subay tarafından izlenmiş ve oyunun sonunda subaylar ayakta alkış tutmuşlardı.
Üç kuvvet komutanı aniden ‘kendi istekleri’ ile istifa etmişlerdi Genel Kurmay başkanı Cemal Tural ‘Bu benim tasarrufumdur’ demekteydi, başbakan ise ‘hayır, benim’ diye cevap veriyordu.
Cemal Tural yılın sonuna doğru bir başka inci daha peydahlayacak ve ‘İlerde biz de Ay’a uçacağız’ diyecekti.
Fransa öğrenci ve işçi ayaklanmaları ile darmadağın olmuştu. (De Gaulle bile birkaç günlüğüne ortadan kaybolmuştu. Sonradan açıklandığına göre Almanya da ki Fransız ordusunun komutanları ile ‘gerekirse askeri müdahale’ ihtimalini görüşmüştü.)
Fransa, sinema sanatına muhteşem bir dönüş yapmıştı. Gişe rekorları kırılıyordu, her kes hayatından memnundu. İşte bu salonları dolduran dizinin ‘Anjelik ve Sultan ‘ adlı son bölümünde biz Türklere da kıyak geçilmişti….
Neydi bu kıyak, Haftaya…