‘Arabistanlı Lawrence ‘ filmini konu alarak Holivudun Türk insanına bakışını incelemeye devam ediyoruz.
Film de ki bir başka sahne de kahraman Lawrence, yaralanan gönül arkadaşı genç Kasım’ı öldürmek zorunda kalıyor, nedeni ise eğer çocuk Türklerin eline geçerse göreceği işkencelerin korkunçluğu…
Burada film deneye getiriyor ki bu Türkler acımasız insan kasabı Asyalı
Bir başka sahnede bir demiryolu baskını var, burada tren içinde ne kadar Avrupalı görünümlü kimse varsa hepsi Arap çetecileri tarafından öldürülüyor, burada film demeye getiriyor ki.. bu Türkler aynı zamanda Avrupalı idi..
Aristo mantığında hareket edersek Avrupalı görünenler aslında acımasız insan kasabı Asyalıdır….
Bir başka sahne de baskına uğrayan trenden yaralı olarak kurtulan bir genç subay Lawrence’i vurmak istiyor, bir kaç el ateş ediyor, ama ancak yaralıyor o da hafif bir sıyrık.. Bu genç adam hiç de bizim kara-yağız Anadolu çocuklarına benzemiyor. Sarışın –mavi gözlü, o yıllarda(1960 lar) çokça çekilen İkinci dünya savaşı filmlerinde ki Nazi subaylarına benzetilmiş…
Bir başka sahne de Lawrence sözüm ona tecavüze uğradıktan sonra bir Türk konvoyuna saldırıyor, ve ‘intikam’ ateşi içinde önüne gelen her kesi öldürüyor, oyuncu Peter O’toole bu sahneyi gerçekten de başarılı canlandırıyor, ama rejisör öyle bir sunuyor ki işte Lawrence aslında çok iyi bir çocuktu ama bu Türk beyi ona tasallut ediverince içinde ki canavar ortaya çıktı… Üstelik biraz önce yağmacı olarak gösterilen Araplardan biri olan bir başka sanal karakter (Ömer Şerif tarafından canlandırılan) bu katliam sahnesinden çok etkileniyor ve İngiliz’i insanlığa davet ediyor… daha da beteri bu yok edilen Türk konvoyu bir Arap köyünü vahşice talan etmişler.. yani senaryoya göre…
Film bundan sonra kahraman İngiliz’in Arap kavmini ne yapıp yaparak Türk işgalcilerin elinden kurtarmak istediği mücadelesi üzerine bina edilmiş.. Ama Lawrence aynı zamanda İngiliz yayılmacılığına da karşı gibiymiş detayı eklenmiş… Yani adam bir casus, kışkırtıcı falan değil, düpedüz bir idealist… yerseniz…
Filmin sonlarına doğru bizimkinin kasıtlı olarak aç- susuz ölüme terk ettiği Türk askeri hastanesin de bir İngiliz sağlık subayı gördüğü manzara karşısında isyan ediyor ve nasılsa bu sarışın-ince ve narin İngiliz’i sırf Arap giysileri içinde gördüğü için pataklıyor. Ve ‘Allah’ın cezası Araplar, bu vahşeti nasıl yaparsınız?’ tarzı bir yükleniyor. (Amerikan sineması, İngiliz kuzenlerini kurtarıyor..)
Sonra, Arap bağımsızlığı uğruna canını tehlikeye atan ve hatta bu yüzden kestaneyi çizdiren kahraman Lawrence, sevgili Arap yoldaşları ve İngiliz üstleri tarafından terk ediliyor ve memleketine geri yollanıyor.
Günümüzün ünlü sinema yönetmelerinden biri olan Spielberg bu filmin günümüz de 285 milyon dolara mal olacağı hesabını yapmış…
Peter O’toole filmin tamamını 20 yıl sonra izlemiş… çekimler esansında İspanya da bir lokanta da sarhoş olup garsona saldırmak isteyince, çocuk da bıçak çekerek O’toole yerine oturtmuş. (Hayret, hiçbir yalama-yalaka da ‘gitti İspanya’nın turizm namusu’ falan dememiş!)
Batı ciddiyeti içinde yeniden yapılan dvd ye çeklime çalışmaları sırasında 450 kutu film yeniden kurgulanmış ve çalışma tam bir yıl sürmüş….
Çekimler esnasında Peter O’toole deveden düşmüş, deve eğer hemen durup arkadan gelen atlılara mani olmasaymış bu gün film de başka bir aktörü görmek zorunda kalacakmışız..
Meşhur tren sahnesi Fas da çekilmiş ama figüran olarak askerlere para ödenmeyince seti terk edip gitmişler.. (Hayret, gene hiçbir yalama-yalaka ‘gitti Fas’ın turizm namusu’ dememişler)
Evet, Holivut Türklere nasıl bakıyor, devam edeceğiz….haftaya.