Herkesin geçecek bir Okyanusu vardır (cevaplar-2)
Geçen hafta ki yazımızı bir SİAD örnek insanlardan oluşur, en azından toplumsal duyarlılığı olan iş yaratanların bir araya gelmesi ile kurulur, ama, asla bir ekonomik kast peşinde olmaz , olmamalı diye bitirmiştik.
Ve bunu yapabilen SİAD var mı?
Evet, var. Türkiye ölçeğinde TÜSİAD …
ve Antalya ölçeğinde ise ANSİAD…
Biliyorum şimdi akıllarda sorular var; Neden
Her iki derneğin geçmişine bakın, toplumla nasıl uzlaştıklarını görürsünüz. TÜSİAD’ I anlatmak bizim işimiz değil, ama ANSİAD ile bir –iki örnek versek yeter herhalde;
Şehirde Basını ve özellikle de mahalli basını ilk önemseyen kim?
Şehirde ilk kez Kültür ve Sanat ödülünü koyan kim?
Şehirde girişimcilik haftası düzenleyerek gençlerin birer robot olarak yetişmesine engel olmaya çalışan kim?
Peki her şeye rağmen yeter mi?
Tabii ki hayır, ama bu soruya bu cevabı veren kim?
Başka bir kurum varsa söyleyin ona da cevap verelim.
(Hiç mi arızası yoktu, çok vardı ama rahmetli İsmet Paşanın dediği gibi aynı hatayı iki kez yapmamışlardı)
Gelelim, Sanayi ve Ticaret odalarına;
Daha önce de yazdık tekrar edelim; Bu Odalar Cumhuriyetimizin ilk kuruluş yıllarında (daha öncesi de var ama mevzuat ve süreç farklıydı) Türk İş hayatının tanzim edilmesinde önemli rol oynamışlardı, ama zaman içinde Devlet bu kurumları giderek artan ölçüde denetimine almış, ve daha da ilerleyen zaman içinde nerede ise birer Devlet kurumu haline getirmiştir. Bu gün söz konusu odaların denetimi Kamu mekanizmaları tarafından yapılmaktadır. Başkan, siyah plakalı arabaya biner…
İster-istemez ağır bir bürokrasi vardır, işlemlerin sonuçlanması uzun süre alır. Binlerce üye ile ortak karar almakta zorlandıkları için kamu yararına hizmetlerinde tıkanıklık yaşarlar.
Gösterişli binalara sahiptiler ama sıradan bir randevu almak deveye hendek atlatmaktan daha zordur.
Resmi kurumların gölgesini her an üzerlerinde his ettikleri için toplumsal olaylara eleştirel yaklaşmaları nerde ise mümkün değildir. Bunun bir nedeni de üyelerinin sayısal çokluğundan ve çeşitli dünya görüşlerine sahip olmasından da kaynaklanır. Çünkü toplumsal yaklaşım haliyle siyasi bir tavrı gerektirir ki bir Odanın bunu yapması hem mümkün hem de doğru olamaz. Çünkü Odalarda yönetim ve üye farklı iki organdır. Üye iken beklentileri olan her iş yaratan, yönetimin bir parçası olduğunda bu beklentinin neden mümkün olamadığının ifadesine kafa yormak zorundadır.
Böylece mesailerinin büyük kısmı ‘mazeret üretmek’ üstüne bina edilir ki her sağ duyu sahibi bunun ne kadar büyük bir israf olduğunun farkındadır.
Haliyle, ve Merkezi otoriteden aldıkları güçle iş hayatında ki diğer oluşumlara hadi kıskanç demeyelim ama mesafeli durmak zorunda his eder.
Bütün bu anlattıklarımıza asıl kast ettiğimiz şudur: Odalar bizim anladığımız manada birer STK değildir….
Ancak zaman-zaman topluma siyasi kadrolar kazandırdığı doğru bir tespit olacaktır. Bu siyasi kadroların en önemli özelliği ise İkna olmayı bir zaaf saymamak, ikna etmeyi de bir lüks olarak görmemek tir. Çünkü neresinden bakılsa Odalar yönetimini oluşturanlar, seçilme sistemlerinin doğal bir gereği olarak emir-komuta düzeninden şimdilik uzak kalabilmektedir.
Haftaya; Diğer SİADLAR dan gelen sorulara cevaplar….