Güler yüzlü ve tatlı dilli olmak olgun insanların vasıfları arasında olması gerekir. Asık suratlı, kırıcı sözlü kişi karşısındakini kendisinden soğutur. Söyleyeceklerini muhataplarına dinletemez. Bu da Müslüman için büyük bir noksanlıktır.
Her insan Müslüman, dinine hizmet etmekle mükelleftir. İnsanlara hizmeti sadece din görevlilerinin işi değildir. Din ve iman hizmeti inhisar altına alınmaz. Her Müslüman bildiği doğrularla ve tebliğde bulunmalıdır.
Allah’ın dinini dilleriyle, mallarıyla neşrediyorlardı. Demek ki her Müslüman yapıcı bir üslupla müsbet bir şekilde dinine hizmet etmelidir. Ancak kinci ve kaçıncı değil, sevdirici ve müjdeleyici olmalıdır.
Ebedi rehberimiz, “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!” buyurmaktadır.
Bu prensiplere uygun olarak İman hizmeti herkesin en birinci vazifesidir. Bu hususta şu ayet-i kerime mealine kulak verelim.
“Ey Muhammedi Rabbinin yoluna hikmetle, güzel nasihat çağır! Onlarla en güzel şekilde mücadele et! Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. Doğru yolda olanları da en iyi bilen O’dur.”
En güzel şekilde mücadeleyse, nezaket kaidelerine uygun kavli ile yumuşak ve tatlı dille yapılan uyarmak ve uyarıdır.
Sert ve kaba davrananlara karşı da olumsuz hareketten ayrılmadan, edep ve terbiye dairesinde tatlı ve samimi münazaradır. Vazifemiz daima olumlu harekettir, olumsuz değil olmamalı.
Müslümanlığın tarifini yapan “Müslüman elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir” buyurmuştur. Böyle bir insan herkes tarafından sevilir, güvenilir, hürmet görür. Sultanı, en büyük rehberimiz, sevgili Peygamberimiz (sav) daima güler yüzlü, tatlı dilli, herkesi ikna edici sözler söylerdi. Tatlı dille güler yüzün sadaka sevabı getireceğini haber vermiştir.
Evet, O’nun mübarek, nurlu ve güler yüzünü gören bir zat, “Bu yüzde yalan yok!” demiş yalnız yüzünü görmekle Müslüman olmuştur.
Allah (cc) Fir’avun’a gönderdiği Hz. Musa ve Hz. Harun’a (asm) şu emri vermiştir: “Fir’avun’a gidin! Doğrusu o azmıştır! Ona olumlu bir söz söyleyin! Belki Öğüt dinler veya korkar.”
Bu ayetlerde yumuşak ve tatlı sözün en katı insanlar bile ıslah edebileceğini görmekteyiz. “Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır” sözü de meşhurdur.
Şu ayet-i kerimeyi de can kulağımızla dinleyelim: “Ey Muhammed! Allah’ın rahmet eseri olarak sen onlara karşı yumuşak davrandın! Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.”
Başka bir ayet-i kerimede de, “İyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi! Sen fenalığı en güzel şekilde def et! O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün! Bu ancak sabredenlere Allah vergisidir. Bu ancak o büyük hazzı tadanlara ihsandır.”
Şunu unutmamak lazımdır ki, fena bir adama “İyisin, iyisin!” denildiğinde iyileşmesi ve iyi adama “Fenasın, fenasın!” denildiğinde fenalaşması çok vuku bulur. Şuna buna çatmak, kafir veya münafık damgasını basmak, damarlara dokundurucu konuşmalar yapmak, İslam’a uygun bir üslup değildir, zararlıdır. İslam'a hizmet, tatlı dille anlatmak ve kendi nefsinde yaşamakla olur. Kötü sözlerden, kırıcı davranışlardan kaçınalım. Güler yüzlü, tatlı dilli olmaya çalışalım. Bizden beklenen budur.
Vazifemiz yara açmak değil, açılmış yaralan sarmaktır. Yıkmak değil, yapmaktır.
Güler yüzlü sirkeci tatlı dili sayesinde müşterileri toplamış, alaka görmüş. Ekşi yüzlü, sert ifadeli balcı da balım satamamış, müşterileri kaçırmıştır. Neden? Çünkü birinin elinde bal, yüzünde sirke; diğerinin elinde sirke, fakat sureti ve dili bal gibi tatlı. “Kendimize gelelim” İslam bal gibi hakikatlarından, imanın nurlarından, kötü davranışlarımızla insanları mahrum bırakmayalım! Her geçen gününüz bal gibi olsun… Bu günlük bu kadar…
Hoşça kalın…