Mesleğe başlayışımızın üzerinden tam 24 yıl geçti. Başka hiçbir işle uğraşmadım. Görev yaptığım her kurum da ve memlekette sadece ve sadece ülke menfaatleri, haklı ve haksızlıkta ki sağ duyuyu koruyarak her kuruma, herkese hizmet verdim. Memlekete hizmet anlayışım Antalya da artarak devam etti. Düşmüşe, ihtiyacı olana, yarım kalmış işlere ve abuk subuk uyduruk ve gerçeği yansıtmayan taraflı yazılıp çizilenlere de dilim döndüğünce elim de eğrelti ve titreme yaşamadan doğrusunu aktarmaya çalıştım.
Son yıllarda her geçen gün yozlaştırılan mesleğimizin asıl bu işi yapanları, bir elin parmakları sayısı kadar az kalması düşündürür bizi. Bizim mesleğin en zor yanı, “İçtiğin çayın bile parasını vererek bulunduğun yerden kalkmak gerektiği anlayışının yoğunluğudur”… Bu durum tıpkı Futbol Hakemlerinin bir takımın futbolcusu ve yöneticisiyle yan yana görülmemek ve yemeği, çayı tek başına içmek ve parayı da kendisinin vermesi durumu gibidir. Yoksa hakemin adı çıkacağına canı çıksın daha iyi. Böyle bir şeydir hani bizim durumumuz da. Bizim durumumuz diyorum gerçekten mesleğimiz de iyi şeylerini örnek alarak yürüyenleri kastediyorum.
Ancak artık ustalar azaldı, ne de ustaların bu mesleği öğreteceği bir nesil. Teknoloji ve modernizasyon bazı şeyleri anlatmaya fırsat vermeden sizin anlatacaklarınızın önüne geçince söyleyeceklerinizin de bir önemi kalmadığı ve önemsenmediğiniz durumu ortaya çıkmıştır. Mesela Dijital fotoğraf makinesinin çıkışıyla birlikte herkesin fotoğrafçı, gazeteye fotoğraf sağlayan biri olarak tercih edilebiliyorsunuz. Ucuz ya da pahalı. Elinizde ki makine eğer hatırı sayılır bir çözünürlükte ve pahadaysa daha da çok usta gibi görünmesi karşısında değer verilirsiniz. Bugün artık bu teknoloji de çok da önemi yok. Cebe giren küçültülmüş makineler her işi görüyor. Görüntü bile çekiyor.
Evet işin bu teknik bölümü. Anlatmak istediğimiz çok. Ama yine de küçük de olsa değinmek istedim. Asıl konu artık gerçekten bu işin ne sağ duyusu kaldı, ne de ustalığın anlatılacak topluluğu.
Herkes 1 numara, herkes müdür, herkes gazete patronu. Gazeteciliğin gerçek kültürünü almış ve rahlesinden geçmiş yaşça büyük her gazeteciye ve büyüklerimize saygımızı gösterirken bugün bizim etrafımızda
-Hadi ağabey anlat. Nasıl dı 25 yıl önce. Neler yaşadınız. Biz daha yolun başındayız. Dikkat etmemiz gereken nedir” diye “soran yok”...
Nedeni de az önce sözünü ettiğim teknolojinin insanlarda kontrolsüz özgüvenin sağladığı durumdan kaynaklanmaktadır. İşte bu yüzden kimi yayın kuruluşlarında bu işin özünü, sözünü, değer yargısını solumamışlarla çokça karşılaşmak mesleğimizin yozlaşan ve yozlaştırılan, tutarsızlığın verdiği çöküntüyü gözler önüne sermektedir. Ne gazeteciliğime söz getirtirim, ne de benim gibi yıllarını bu işe vermiş meslektaşımın geçmişten gelen tecrübesini ayaklar altına aldırırım. Şu çok iyi bilinmelidir ki Gazetecilik Onurlu ve şerefli bir meslektir. Teknolojiye, modernizasyona, yenik düşen tarafımız bizim Nazar Boncuğumuzdur. Ancak Bir Vali’nin bir Belediye Başkanının, şehrin yöneticisi tüm kimliklerin karşısında bozuk duruş, bozuk uslup, ağız dolusu bozuk boş laf’a katlanmaya çalışmamız tahammül sınırlarımızı aşan fotoğraftır. Her geçen gün bu çirkinlikler biz yaşlarda ve ben gibi hizmet yıllarını geçirmiş meslektaşlarımın en çok muzdarip olduğu konudur. Gazeteci politikacı gibidir. Bugün yitip giden devlet büyüklerinin yenisi ve tekrarı ve aynısı gelmediği gibi, iyi bir gazeteci ve gazetecilik mesleğini yapanların yeri de doldurulamamaktadır. Yarın bizler olmayacağız. Yerimizi birileri dolduracak. Ama hatırlanır, ama unutuluruz. Vefa ve vefasızlığın en çok yaşandığı mesleğin emekçileri olarak inadına memleket, inadına iyi gazetecilik, inadına duruş anlayışı sağduyumuzdur. Gazetecilik mesleği fırından çıkan ekmek gibi raflarda ve tezgâhlarda satılan meslek değildir. Yıllarını bu işe vermiş her bir değerin yorgun ama vakur yürüyüşünde başımızın üzerinde daima yeri olacaktır.