Sevgili Hüseyin(Çalık) abinin vefatı onu tanıyan biri olarak beni bir hayli üzdü. Hatırası önünde saygı ile eğilir kederli ailesine yürekten baş sağlığı dilerim. Geçen hafta yurt dışındaydım, dönünce merhumu toprağa verdik. Dolayısı ile yazılar gecikti, önce siz değerli okurlardan , sonra da yayın müdürümüz Okan Dilek’ten özür dilerim. Ancak mazeretimin anlayışla karşılanacağını umuyorum.
Hikayemize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Önce kısa bir özet;
Holivut, 1943 senesinde bir savaş filmi çekmişti, konusu gerçek bir olaydan alınmıştı. Maksat Amerikan kamu oyunda savaşa dönük bir iştah uyandırmaktı, ama filmin satırları ve sahneleri arasına bir başka mesaj daha saklanmıştı. Bu mesaj Çin’e dönüktü… Komünist Çin’e..
Olay, delişmen ve hakiki bir asker olan Evans Carson adında ki bir subayın bilinen metotların dışında yetiştirdiği, eğittiği bir Marine=Deniz piyade birliğinin Japon işgalinde ki bir Pasifik adasına düzenlediği akın hakkında idi.
Film için seçilen ad ise olaydan daha da ilginç idi: Gung Ho ! (=’Birlikte hareket et’ anlamında Çince bir deyim)
Geçen yazımızda bu subayın hikayesini kısaca anlatmıştık.
Evans, Amerikalı klasik düşüncede ki Amerikalı ‘Paşaların’ tüylerini diken, diken eden bir taktik öne sürmekteydi. ‘Paşalar’ çoktan ‘Hayır’ demişlerdi ama adamımızın arkası sağlamdı. Başkan Roosevelt!
Evans başarılı askerlik kariyerinin bir aşamasında başkanın korumasını üstlenen Deniz Piyadelerinin komutanlığı yapmış ve bu görev esnasında başkan ile yakın arkadaş olmuştu. Açık sözlü, bildiğini söyleyen gerçek bir cephe askeriydi. Roosevelt (ki dört dönem arka arkaya Başkan seçilen tek Amerikalı) herhangi bir siyasi lider değildi, açık sözlü adamları özellikle yakınında tutar ve onları dikkatle dinlerdi. Evans Çin de ki üçüncü görevinden yeni dönmüştü orada ki iç savaşa ve Japon istilasına tanık olmuştu, çıkardığı sonuçlar çok önemliydi. Başkan adamın tespitlerine katılıyordu, ama esas sorun bunları diğer Amerikalılara anlatmaktı.
Çin iç savaşında kendilerine ‘Milliyetçi’ diyen bir grup Çinli savaş ağası Çan-Kay-Şek idaresinde Komünistlere karşı savaşıyordu. Aynı anda ülke Japonlar tarafından vahşice istila ediliyordu.
Evans, her iki tarafı da askeri bir gözlemci olarak etüt etmişti. Çinli komünistlerin savaşçı ruhunu daha tutarlı bulmaktaydı (ki kendisi tam muhafazakar bir Amerikalıydı). Çin komünistlerinin 8. Ordusu ile uzunca bir vakit geçirmiş ve askeri başarılarının temelinde yatan unsurları, tarafsız bir şeklide not etmişti.
Buna göre Çinli askerler ve subaylar eşit şartlar altında savaşıyorlardı, aynı yemeği yiyorlar, aynı çadırlarda kalıyorlardı. Subayların rütbe işareti olmamasına rağmen çatışma anında askerlerine tam bir hakimiyet sağlıyorlardı. Her türlü angaryayı başta subaylar yerine getiriyor sonra askerlerinden aynı şeyi talep ediyorlardı. Disiplin tam ve eksiksizdi. Her Çinli asker, ister aşçı, ister bölük katibi kendini önemli sayıyor, ve gerektiğinde subaylarım emir ettiği her şeyi, ama her şeyi en ufak bir kuşkuya yer bırakmadan yapıyorlardı.
Evans, Başkana bunun bir çatışma anında en önemli bir savaş enstrümanı olduğunu anlatmıştı. Diğer subaylar hiç hoşlanmamışlardı ama Başkan Evans’ı kolluyordu ve çakalların sofrasına bırakmaya hiç niyetli değildi.
Evans Carson, özel bir birlik kurmak onu bildiği şeklide eğitmek için gereken izni koparmıştı. Başkan bu adama o kadar güveniyordu ki öz oğlu James Roosevelt’i de aynı birliğe yollamakta bir sakınca görmeyecekti. Görünen oydu ki Evans yakında çok parlak askeri bir başarıya imza atacaktı, ekipte bir tane Roosevelt olması halk nezdinde iyi bir puan olacaktı.
Seçimler yaklaşıyordu….
E, peki sonra.. Haftaya.