Şehir demek medeniyet demektir, bu nedenle şehirdeki yaşamda medeni olmalıdır. İnsanlar toplumda kırsal alanlarda, köylerde veya şehirlerde yaşamlarını sürdürüyorlar. Şehir yaşamı, kırsal yaşamdan farklı olarak genelde daha kalabalık ve yoğunluk içerir.
Şehir yaşamında kargaşa, düzensizlik ve estetik kirlilik oluşmaması için yaşam adabını düzenleyici yazılı veya genel kültür kuralları vardır.
Bazı insanlar şehirlerde doğmuş büyümüş ve bazıları da kırsal kesimlerden şehirlere göç etmiş olabilir.
Burada önemli olan şehir yaşamında yaşarken, bu yaşama uyum sağlayacak şekilde kendimizi uyarlamamızdır.
1970’li yıllarda Türkiye’den Almanya’ya çalışmak için göç eden vatandaşlarımız, ağırlıklı kırsal kesimler ve köylerden giden kişilerden oluşmuştu.
Bu vatandaşlarımız kendi şehirlerini görmeden, bir çırpıda Avrupa’nın göbeğinde Almanya şehirlerinde kendilerini yaşarken bulmuşlardır.
Gurbetçilerimizin şehir hayatına alışmalarındaki zorluk ve kötü hadiseler, filmlere, kitaplara belgesellere konu olmuştur. Yoğun nüfus ve bir arada başkalarının haklarına özen göstererek yaşamayı öğrenme, gurbetçilerimiz açısından ağlanası komik sahnelere sebebiyet vermişti. Çok basit görgü kurallarını bilmeden şehir yaşamına zorlanan insanlar, örnek olarak; ilk defa şehirde döner kapılar, yürüyen merdivenler, toplu ulaşım araçları, kaldırım gibi şehir hayatının basit araçlarını kullanmada güçlük çektiler.
Bu olay çoğu Avrupa ülkelerinde, Türklerin tamamının medeniyetten uzak yaşayan insanlar olarak algılanması genellemesine yol açtı. Bu algılamanın telafisi uzun yıllar aldı, ikinci ve üçüncü nesille şehir yaşamına adaptasyon hızlandı.
İki binli yılların başında Almanya’nın Münih şehri havaalanına yaşanan bir manzara, bu uyum sağlama süreci hakkında sizlere fikir verecektir.
Havaalanı çıkışındaki döner kapıya asılmış olan ve Türkçe yazılmış uyarıda şöyle yazıyordu; “Kapı otomatik olarak dönmektedir, lütfen elle itmeyiniz’’.
Uluslararası bir havaalanına her gün onlarca devletten binlerce kişinin geldiğini düşünün ve sadece bizim dilimizde yazılmış olan bu uyarı, uyumun hangi yıllara kadar devam ettiğini gösteriyor.
Günümüz dünyasında kalkınmış ve ekonomik gelişimini tamamlamış ülkelerin şehirlerinde şehir yaşamında kurallara uymanın nasıl sonuçlar doğurduğunu görüp hissedebiliyorsunuz. Eğer şehirde yaşayan insanlar belli basit kurallara uyuyorsa sonuçlar gerçekten muhteşem oluyor.
Her yurtdışı ziyaretinizde bu kuralları ülkemizle kıyasladığımızda içimiz acıyor, yolda yaya yürüme ile başlayan, trafik kuralları bu konuda en iyi uygulamaları görmemizi sağlıyor. Yaya kaldırımdan adımını yola attığında tüm araçların durmasının yaya insanı nasıl mutlu edip güvende hissettiğini yaşayarak görüyorsunuz.
Trafikte dur işaretlerinin anlamını, okul servislerine tanınan ayrıcalıkları, geçiş üstünlüğü olan araçlara nasıl davranılması gerektiğini, döner kavşak önceliğini ve hız limitinin ne manaya geldiğini içselleştirmek için, eğer olanağınız varsa başka bir ülkede bir hafta araç kullanmanızı tavsiye ediyorum.
Türkiye’de şehir yaşamlarında kaliteyi artırmak için, şehir kurallarını bilen insanları çocukluktan başlayan bir eğitimle okulda ve ailede yetiştirmeliyiz.
Bu sorunun eğitim dışında başka bir çözüm yolu olduğunu düşünmüyorum. Okullarımızda okutulan Trafik dersi bu konuda bir başlangıçtır, ancak sorunun tamamı trafik ile sınırlı olmadığından yetersiz kalacaktır.
Şehir kuralları konusu çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor ve bu konuda okullarda verilecek eğitim dersi başlığı da geniş olmalı. Önerim vakit kaybetmeden “Şehir Yaşamı Kuralları” başlığında bir ders tanımlanarak bunun ilk ve orta öğretim sınıflarında birinci sınıftan itibaren okutulmasıdır. Ülke insanımızın, şehir hayatımızın kalitesini ve saygınlığını artırmak için şehir kurallarını bilip uygulayan bir topluma ihtiyacımız var…
Bu günlük bu kadar…