Sevilay Zorlu

Sevilay Zorlu

            BÖBREK YETMEZLİĞİNDE DİYALİZ TEDAVİSİNİN PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Diyaliz hastaları diğer fiziksel kronik hastalıklara yakalanan bireylerde olduğu gibi anksiyete ve depresyon belirtilerini sıklıkla yaşarlar. Diyaliz tedavisi sırasında kaygı belirtileri ön planda olabilir.
Hemodiyaliz tedavisine özellikle yeni başlayan hastalarda kendi kanının bir makine içinde dolaştığını görmek ve bu sırada olabilecek kendisi ve diğer hastalarla ilgili ciddi tıbbi komplikasyonlarla karşılaşmak başlı başına anksiyete tablosu oluşturmaya yetecektir.
Periton diyalizi uygulamasında diyaliz sıvısı katater yardımıyla periton boşluğuna verilir ve aynı yoldan ortamdan uzaklaştırılır. Periton diyalizi bir makine yardımıyla aralıklarla veya sürekli olarak uygulanabilir. Gezici periton diyalizi evde ve işte yapılabilir. Hastaya günde üç-dört kez iki litre diyaliz sıvısı verilir. Bu tedavi le hastanın karın boşluğuna verilen sıvıyla vücut şeklinin bozulması bazı hastalar için sıkıntı kaynağı olabilir. Periton diyalizi uygulamalarında enfeksiyon, peritonit gibi tıbbi sorunlarda ortaya çıkabilir.
Hemodiyaliz tedavisi ile ilgili korku ve endişeler kardiyolojik sorunlarla da ilgili olarak zaman içinde olabilmektedir.
Diyaliz tedavisindeki hastalarda kaygı bozuklukları gelecekle ilgili belirsizlik, cinsel etkinliklerle ilgili korku; diyaliz personeli, ailenin beklentileri ve diyalizin stresiyle başa çıkma yetileriyle ilgili korkularla bağlantılı olarak ortaya çıkabilir.
Kronik böbrek hastalarında görülen tıbbi sorunlar arasında fistül-kateter enfeksiyonu, peritonit, perikardit, akciğer ödemi, kanama sorunu, tansiyon düşüklüğü, görme-işitme kaybı, uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, günlük aktiviteleri yerine getirmede zorluk, baş ağrısı, eklem ağrısı, çevreden aşırı ilgi bekleme, hastalığından dolayı kendimi suçlu hissetme, diyet, sıvı kısıtlaması önemli oranda görülmektedir.
Bu hastalarda depresif duygudurum ve depresif belirtiler sıklıkla görülür. Depresyonun kayba bir tepki olduğu düşünülürse, sağlıklı çalışma, güç, enerji, cinsel işlev, fiziksel özgürlük ve sağlıklı yaşam beklentisini yitiren bu hastalarda depresyon tablosunun görülmesi şaşırtıcı değildir.
Depresif duygulanımın varlığı ve uyku düzeninde bozulmalar çok belirgindir. Diyaliz hastalarında intihar girişimi genel popülasyondan ve diğer kronik hastalıklar arasında görülenden çok daha yaygındır.
Uymaları gereken sıvı ve besin diyetine uymamaları, fistüllerinin kapatarak kendi dolaşımlarını bozmaları, diyaliz programına düzenli gelmeme şeklindeki davranışlarının her biri suicid belirtisi ve habercisi olabilir.
Diyaliz hastalarının cinsellikle ilgili sorunları da sık olmaktadır. Depresyon , aile içi rollerin değişimi erkek hastaların işsiz kalmaları, ekonomik zorluklar kişilerde yetersizlik hislerine neden olabilir. Öfke ve kızgınlık görülebilir.
Organik mental bozulmalar entelektüel etkinliklerinde soruna neden olabilir. Organik beyin sendromları arasında diyaliz ensefalopatisi önemlidir. Dizartri, bellekte bozulma, depresyon tablosu bazen psikotik belirtilerle birlikte seyreder. Hastalarda yaygın titremeler, kontrolsüz ekstremite hareketleri görülebilir
Bu hastalarda sık karşılaşılan ruhsal sorunlar arasında uyum güçlüğü ve davranış sorunları da önemli yer tutar. İlk dönemlerde uyum tedavi tanıma, yeni bir yaşam planı ve yeni bir zamanlamaya uyma ve baş edebilme ile geçer.
Daha sonra hastalıkla ve fiziksel engellenme ile baş edebilme, anne- baba- eş çalışan kişi olarak rol işlevlerini yeniden düzenleme, tıbbi personel, makineye bağımlılık ile baş etme, diyet (sodyum, potasyum, tuz ve sıvıdan kısıtlı diyet) gibi engellemelere dayanabilme ve yaşam kalitesini iyileştirme gibi konular gündeme gelir. Kişiler arası ilişkilerde bozukluklar da sıktır. 
            Kronik böbrek yetmezliği gibi tıbbi ve ruhsal sorunların içiçe yaşandığı, birlikte görüldüğü hastalarda hastayı bedensel, ruhsal ve ailesi ile birlikte ele almanın ve bu temel konular üzerinde görüşmenin bizzat kendisinin tedavi edici/tedaviyi kolaylaştırıcı etkisi olacağı bilinen bir gerçektir.
            Haftada 3-4 gün diyaliz makinasına bağımlı hale gelmenin oluşturduğu kısıtlanmışlık ve engellenmişlik nedeniyle oluşan bütün sorunları daha da arttırmaktadır.
            Bütün sorunlar hastanın tedaviye uyumunu bozabilir, hastanın yaşam kalitesini kötüleştirebilir.
            Hastaların sorunlarını anlama, kendilerine yapılan her türlü tıbbi girişim ve tedavi konusunda bilgilendirme, destek ve gerçekçi güven vermenin önemi unutulmamalıdır.
            Hemodiyaliz tedavisinden alınan birçok hastanın anksiyete ve depresyon düzeylerini azaltması, yaşam kalitesini iyileştirmesi nedeniyle antidepresan tedavinin gerekli ve yararlı olabileceği gözlenmiştir.
            Hemodiyaliz hastaların tedavisinde nefroloji ve psikiyatri uzmanlarının hastayı birlikte ele almalarının ruhsal ve bedensel yönden değerlendirerek psikofarmakolojik yaklaşıma da erken başlamalarının yararlı olduğu görülmektedir. Ayrıca hastanın durumuna göre bu konuda deneyimli klinik psikolog ve sosyal hizmet uzmanının da ekip üyesi olarak görev alması yararlı olacaktır. Böyle bir tedavi ekibi sadece sorunlar çıkınca hasta ile ilgili psikiyatr konsültasyonu istenerek sorunların çözümlenmesini değil olası sorunlar ortaya çıkmadan da tedavinin aksamadan sürdürülmesini sağlayacaktır. Psikiyatri konsültasyon liyezon ünite ekibi ile işbirliği içinde olmanın sayısız yararı vardır. Böyle bir yaklaşık tarzının hastalarda gelişebilecek olan komplikasyonları erken önleme, yaşam kalitesine olumlu etkide bulunma, hastaların hastalıklarına ve tedavilerine daha iyi uyum yapabilmelerine fayda sağlayacaktır.
                      
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar