Türk Gerontolojisi Orta Avrupalı Gerontologlara Önclük Etmelidir
Reklam
İsmail Tufan

İsmail Tufan

Türk Gerontolojisi Orta Avrupalı Gerontologlara Önclük Etmelidir

17 Ekim 2018 - 09:49

Herkes yaşlılık sorunlarından bahsediyor, ama çözüm üretenleri saysan, on parmağı geçmez. Bunun sebeplerine burada girmek istemiyorum. Sadece şu kadarını belirtmekle yetiniyorum: Bizim yaşlanma ve yaşlılık ile ilişkili bütün sorularımızın ardında daima üç soru yer almalıdır. Bunlara ne kadar iyi cevap verebilirsek, kendi toplumumuzdaki yaşlanma ve yaşlılığı, o kadar daha iyi kavrarız.

1. Türk toplumunda gözlemlenen yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin bilgiler nasıl iyi bir şekilde gerekçelendirilebilir?

2. Türk toplumumda gözlemlenen yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin iyi bilgilerin özellikleri neler olmalıdır?

3. Türk toplumumda gelecekte yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin olaylara yönelik güvenilir tahminlere nasıl ulaşılır?

Her ne kadar bilimsel teorilerin endüktif akıl yürütme (tümevarımsal) yöntemleri ile gerekçelendirilebileceği kabul edilse de, bunların hangileri olduğu konusunda bilim insanları arasında ortak bir fikir mevcut değildir. Ancak bunun bir önemi yoktur. Asıl önemli olan, hangi teoriyi ve hangi akış yürütme mantığı kullanılırsa kullanılsın, gerontolojik araştırmaların daima Gerontolojinin perspektifini yansıtması gerekir. Bana göre bu bağlamda Türk Gerontolojisi sınıfta kalmıştır, yerinde saymaktadır ve başkasının yaşlısını sanki Türk toplumunun yaşlısı gibi algılayıp, bu algısını bizim toplumumuza dikte etmeye çalışmaktadır. Örneğin Türk yaşlısının yalnızlık sorununu evcil hayvan besleyerek çözemeyiz, ama Alman toplumunda bu bir alternatiftir. Bizim yaşlılıktaki yalnızlığımın sebepleri, eğer evcil hayvan beslemekle çözülebilecekse, aslında ortada yaşlılık sorunu yoktur. Ancak bu görüşümle, yaşlıların evcil hayvan beslemesine karşı olduğum sonucuna varılmamalıdır. Ben daha ziyade yaşlılığın gerçek sorunlarının kaynaklarının kurulmasının önemine dikkat çekiyorum. Teferruatları ise sonraya bırakabileceğimizi vurguluyorum.

Kendi toplumuzdaki yaşlanma ve yaşlılığı araştırırken rekabet halindeki bilimsel gerekçelendirme yöntemlerinin avantaj ve dezavantajlarını (Bartelborth 2012, s. Vii) göz önüne almalıyız. Dolayısıyla teorisyenlik konusunda da kendimizi geliştirmeliyiz. Teorilerin isimlerini bilmek, henüz bu teorileri bilmek anlamına gelmiyor. Örneğin Aktivite ve geri çekilme teorilerinden bahsedenlerin, bunların temeli olan teorileri de bilmesi gerekir. Öte yandan bu teorilerin gerçekten yaşlanma ve yaşlılığı açıklayıcı gerekçelerini de bilmeleri ve eleştirel yaklaşımla bunları ele almaları şarttır.

Öte yandan gerontolojinin teorileri veya daha ziyade tezleri, kendisine pek övgü ve takdir de sağlamamıştır. Gerontolojiyi en güçlü şekilde eleştirilerin gerontologların kendileri olması ise memnuniyetsizliğin ve hayal kırıklığının ne denli büyük olduğuna işaret etmektedir. Bu eleştirilerden biri ünlü Avusturyalı gerontolog Leopold Rosenmey’den (2003) gelmektedir:

“Burada ilgilenmiyorum, ama acilen giderilmesi gereken iki eksiklik vardır: Disiplinin entelektüel ihtiyacını karşılayacak tüm temel sorulara acil ve aynı zamanda günümüzün toplumsal gerçekliğiyle ilgili yaşlanması üzerine tarihsel-karşılaştırmalı, tip oluşturan, sosyolojik araştırmalar eksiktir. (…) Özellikle Orta Avrupa sosyolojisindeki eksiklik, Fred Karl'ın haklı olarak eleştirdiği, Latin Amerika kültürlerinde, Sahra-altı Afrika'da, Hindistan'da ve Çin'deki (araştırmacılığa dayanan) çok farklı şekillerde ortaya çıkan yaşlılık sorunlarının

acilen dahil edilmesidir. (…) Mayıs 2002’den beri politikacı ve uluslararası organizasyonların bürokratları ve BM devletlerinin hükümetlerinin hazırlanmış olduğu Dünya Yaşlı Planı’nda Üçüncü Dünya yaşlılarının (…) kültür dönüşümünden kaynaklanan özel dezavantajları konusunda güçlü uyarılar yer almaktadır. Ama öyle görünüyor ki, bütün bunlar Orta Avrupa Gerontolojisi ve bunun bilim insanları için hiçbir rol oynamamaktadır. Onlar için Dünya, Avrupa ve Amerika’da başlayıp sona ermektedir. Onların tartışma alanı sadece burasıdır. Gelecekteki gerontologlar acaba bu sınırların ‘ötesini araştıracaklar mı?” (Rosenmayr 2003, s.22).

Bu konuda fazla umut beslememek gerekir. Bir asırdır kendisinden başkasının yaşlanmasına ve yaşlılığına ilgi duymayanların bundan sonra da bu alışkanlığını terk etmesini beklemek boşunadır. Bu yüzden Türk Gerontolojisi kendi göbeğini kendisi kesmelidir ve kendi sınırlarını aşan araştırmalarla, Orta Avrupalı gerontologlara, Gerontolojinin yeni rotasını işaret ederek, bunun öncülüğünü yapmalıdır. Ve yapacağımızdan da kimsenin kuşkuya kapılmaması gerekir…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar