Orhan Özçatalbaş

Orhan Özçatalbaş

ORMANLAR SADECE ORMAN DEĞİL!

Tüm dünyada halen neredeyse her 5 ülkeden birinde orman yangınları devam ediyor. Esasen bu bir ilk olmamakla birlikte etkileri ve yaygınlığı bakımından pek çok ülkenin orman varlığını ve yerleşim alanlarını tehdit etmesi nedeniyle ekolojik ve ekonomik olduğu kadar hatta daha fazla beşeri bakımdan büyük etkiler yapıyor.

Türkiye 28 Temmuz 2021 tarihinden itibaren doğa, orman koruma ve çevre açısından bir bakıma yeni bir döneme girmiş bulunuyor. Öyle ki 28 Temmuz’dan itibaren geçen sürede 38 ilimizde 270 orman yangını çıkmış bulunuyor ve bunların 16’sı ise hiç olmadığı kadar büyük yangın kategorisinde yer alıyor.

Halen Türkiye yaklaşık 23 milyon hektar orman varlığına sahip bulunuyor ve ormanlarımızın yarısını meşe ve kızılçam türlerini içeren ormanlar oluşturuyor. Ormancılık bilim alanında yapılan bilimsel araştırmalarda ortaya konulan verilere göre; söz konusu kızılçam ve meşe gibi ağaç türleri iklim ve topoğrafyaya güçlü uyum (adaptasyon) sağlamış olmaları nedeniyle coğrafi olarak yaygınlık göstermektedir. Dolayısıyla söz konusu bölgelerde mevcut türlerin yerine faklı ağaç türlerinin girmesi ve buna göre mevcut türlerin  tamamen değiştirilmesi mümkün görülmemektedir. Özellikle   adaptasyon kabiliyetine sahip meşe, kızılçam ve diğer türlerin dışında yeni türlerin girmesine yönelik çalışmaların dikkatle yürütülmesi gerekmektedir. Tabii yangına maruz kalan bölgelerde uyum sağlamış bir tür olarak örneğin kızılçam için kendini yenilemek çok önemli bir uyum kabiliyeti olarak değerlendirilmektedir ve yanan kızılçam orman alanlarındaki kozalaklar içindeki tohumların yanmaması ve 40-200 metre uzaklığa fırlaması kendini yenilemesi bakımından büyük avantaj sağlamaktadır. Dolayısıyla yangından sonra hemen söz konusu alanlarda ağaçlandırma faaliyetine girmemek gerekir ve yangını takip eden ilk bahar dönemini beklemek gerekir. Özellikle kozalakların içindeki tohumların yanmaması ve yangınla birlikte açılarak toprakla buluşmasıyla yeniden ormanın kendisini yenilemesine yol açmaktadır.

Yine yanan orman alanlarımızın Akdeniz iklim kuşağında olması maki bitki örtüsünün de yaygın olarak kızılçamla birlikte yer alması sonucunu doğurmaktadır. Burada yangının maki bitki örtüsünün kök bölgesine zarar vermemesi nedeniyle maki bitki örtüsünün kök sürgünleriyle tekrar hayatiyet bulması nedeniyle kendisini yenilemesinin söz konusu olduğunu da belirtmek gerekir.

Buradan hareketle yangından hemen sonra ağaçlandırmaya geçilmeyerek tabiatın kendini yenilemesine ve söz konusu bitki türlerinin yeni adaptasyon kabiliyetlerine sahip olmasına zaman tanımak ve yeni uyum kabiliyetleri geliştirmelerine imkan vermek gerekmektedir. Bu konunun biyolojik çeşitlilik, ekolojik sürdürülebilirlik bakımından son derece önemli olduğunu dikkate almak zorunluluğu bulunmaktadır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar