Çin Atasözü der ki.,
-Eğer sen beni kandırıyorsan Allah senin belanı versin.
-Bir sene sonra sen beni hala kandırıyorsan, Allah hem senin hem benim belamı versin.
-2’nci senede de sen beni kandırmayı devam ettiriyorsan, senin bunda bir suçun yok, Allah benim belamı versin.
Dün, özellikle Konyaaltı başta olmak üzere, savaşı da bahane ederek, Antalya’nın dört bir yanını resmen istila eden Rus ve Ukraynalıları Watsap üzerinden kurdukları dayanışma ve alışveriş ağı ile ilgili konuyu ele almış, bizim bunu 4 ay önce herkesin dikkatini çekmeye çalışmamıza rağmen gerçeğin yeni gün yüzüne çıktığından dem vurmuştum.
Birçok kesimden yazıma etkide aldım tepki de.
Biz Türk Milleti eskiden Dünya’ya dayanışma örneklerinden resitaller sunardık.
Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum.
Ve bugünkü yazımın girişini bir Çin Atasözünden alıntı yaparak özellikle giriş yaptım.
Tepkileri düşünerek.
“Türk insanı olarak fırsatçıyız. Ve yakaladığımız o fırsatları değerlendirmek adına elimizden geleni ardımıza koymuyoruz.
“Uncalı’daki Pazartesi pazarında 30 TL olan şeftali, Liman Mahallesinde nasıl oluyor da iki katı fiyata satılıyor” diyene gel de hak verme.
Çünkü Liman mahallesinde yaşayan yerleşik Rus ve savaştan kaçan Ukraynalı o kadar çok ki.,
Fırsat bu fırsat değil da ya ne?
“Eve çağırdığı su tesisat ustaları arasında iki cıvata sıktığı için ben 100 dolar da isteyenini gördüm, 500 TL’de” diyenine kadar.
“Bir saç tıraşını Türk’e 100 TL’ye yapan berber, yabancıyı yakalayınca uçabildiği kadar uçuyor” gerçeğini söyleyenden, “Sadece taksiciler mi dertli. Emlakçıların da işi elden gitti. Artık Rus ve Ukrayna ya da daha açığı Rusça konuşan ülke insanları kendi işlerini sosyal medya aracılığıyla kendileri çözüyorlar. Böyle yapmasınlar da ya ne yapsınlar?”
Daha inelim mi o acı gerçeklere?
Ev temizliğinde dahi artık bizim Türk insanları o kadar rağbet görmüyor. Sosyal Medya’da duyuru yapıp, oradan anlaşıp, gün belirleyip kendi aralarında işlerini görüyorlar.
Yine özellikle Konyaaltı bölgesinde kiraları uçuran Emlakçı milleti sahi ya, son durumunuz nedir?
Yabancı meslektaşlarınız ile aranız nasıl?
“İnsanoğlunun kendisine ettiğini bir başkası etmez” denir ya hani.,
Bindiğin dalı kesmenin de ta kendisi.
Neden yalan söyleyeyim, ne zaman Sarısu’daki Metro’ya gitsem, orada alışveriş yapan yabancıları görsem kıskançlığımdan çatır çatır çatlıyorum.
Adamlar sanki bedava veriyorlarmış gibi arabaları dolduruyorlar da dolduruyor arkadaş.
Ha denecek ki, “Onları para birimi ile bizim para birimimiz aynı mı?”
Değil de, hizmetçilerini dahi kendi aralarında çözüyorlar.
Su, elektronik, elektrik hatta bilgisayar formatını bile kendi vatandaşları aracılığıyla halledebiliyorlar.
Bundan kim ne anlamı çıkartıyor acaba?
Kısa ve öz.
Uncalı’daki şeftali 30 lira ise Liman mahallesinde de 30 lira olacak ki, evlere giden hizmetçi de, saçları kesen berber de Türk olsun.
Olmuyor mu?
Fiyatlar ülkeler gibi farklı farklı mı?
Bugün taksiciler ekmek yiyemiyor, yarın bakkal, fırın ve hatta tekel bayi bile o ekmeğe hasret kalır.
Adamlar ülkelerinde olduğu gibi Antalya’da da kendi votkalarını üretmeye başlarlarsa kimse şaşırmasın.
Belki de üretiyor ve hatta üretenler üretemeyenlere satışını bile yapıyor?
Kim biliyor?
Polisimiz dahil.