“Ben eski SSK yani Atatürk Devlet Hastanesi’nin akıbeti konusunda soru sormaktan, yazı yazmaktan” bıkmayacağımı belirtmiş.,
Dünkü yazımda da “Tek üzüntüm hastane çevresindeki esnafın hiçbir şey olmamış ve olmuyormuş gibi gelişmeleri akışına bırakıp sessiz sinema izler gibiler” demiştim.
Alınanlar olmuş.
Duyarsızlığı kabul etmeyip, “Hastanenin gidecek olmasına üzülmememiz mümkün mü” haberi gönderenler de bulunmuş.
Almadım.
Zira benim kuru kuru üzülmeye karnım tok da ondan.
Hastanede işlerin bilerek yavaşlatılması, yavaşlatılırken hasta sayılarında gün geçtikçe düşme olaylarının baş göstermesindeki en büyük sıkıntıyı çekecek olan esnaf kesimdir.
Sıkıntıya düştüler de ne yaptılar?
Bir tane gazeteci mi çağırıp derdinizi anlattınız?
Hangi siyasiye sorunlarınızı dile getirdiniz?
Siz hiçbir sivil toplum örgütüne de mi kayıtlı değilsiniz?
Nerede o STK temsilcileriniz?
Nerede Esnaf Odaları Başkanı?
Lokantacılarınız, Etli Pideci ve hatta o civardaki ev yemekçilerinin çok mu tuzu kuru da sessizsiniz?
Esnafınız kan ağlıyor umurunuzda mı?
İnanın Eczacıları ve Medikalcıları geçtim. Zira onların da birkaç tanesi canla başla mücadele örneği sergiliyor o kadar.
Geneli sessiz.
Yahu o hastane kapanırsa ikinci eczane açma hakkını kullananlar için bir facia.
Yani işsizlik sizin kapınızda.
Peki ya Simitçi, Berberler ve Fotokopiciler?
Ha eskiden 10 kişiye hizmet veriyormuşsunuz hastane kapanınca 2’ye düşmesi umurunuzda değilse bana ne?
Eski SSK yani Güllük Caddesi Atatürk Devlet Hastanesi’ndeki birçok servis resmen kapanmış durumda.
Özellikle de cerrahi bölümlerde yaprak kımıldamıyor.
Dolayısıyla ameliyathanede resmen in cin top oynuyor.
Doktorlar çoğunlukta olmak üzere personellerin çoğu Döşemealtı Devlet Hastanesi ile Şehir Hastanesine kaydırılmış durumda.
Misal bana gelen bilgilere göre Ameliyathane personelleri firesiz Döşemealtı’na gönderilmiş.
Ya geçici görev yada görevlendirmelerle.
Gitmek istemeyenler de emekliliklerini istiyor ya da gelecekleri hakkında karar verme aşamasındalar.
Böyle bir gelişmeler karşısında biz sessiz kalamayız dedikçe, “Biz ne yapa biliriz ki” sesleri de yükselmiyor değil.
Ben akıl hocası mıyım arkadaş?
Cimer diye bir kurum var Cimer.
Şikayeti olan her vatandaşın gönül rahatlığıyla şikayetini yazabileceği bir makam.
Adı üstünde Cumhurbaşkanlığı iletişim merkezi.
Şikayetin büyüğü küçüğü olmaz. Her şikayetçinin derdi ile ilgili bakanlıklar aracılığıyla titizlikle ilgilenilen bir makamın ta kendisi.
“Hastaneme dokunma” yazıp Cimer’e göndermek o kadar mı zor?
Bir sigara içimlik zamanınızı bile almaz ama kim yapacak?
Yapamıyorsanız yaptırın yahu.
Cebinizde taşıdığınız telefonlarınız bile birer bilgisayar.
Bulduğunuz en küçük bir boşluk fırsatında sosyal medyada saatlerce telefonunuzun ekranında parmağınızı sallıyorsunuzdur. Üç-beş sefer de ekmek paranız için Cimer’e yazmak için aynını yapın.
Onu da mı beceremediniz?
Yakınlarınızda hiç mi İnternet Cafe yok?
Gidin, oradaki görevliye derdinizi anlatın-ki onların işi bu, siz söyleyin onlar yazsın.
Verin talimatı, göndersinler yazılanları Cimer’e.
Hala mı zor geliyor.
O zaman bundan sonraki yaşantınızda Allah size kolaylıklar versin.
Bendeki size verilecek akıl bu kadar da!..