Biliyorum.,
Bir hafta aradan sonra kaldığımız yerden yazmaya devam etmemiz çoğu insanların işerine gelmeyecek olduğundan dolayı, “Çok da lazım değildin” söylemlerini duyar gibiyim.
Genelde kendimi Toplum sorunlarına değinmeyi amaç edindiğimden de, tatilde arayıp, “Hayırdır bir sağlık sorunu falan yok değil mi?” diye soranlarımız da olmadı değil.
Sizin anlayacağınız yazılarımızın tiryakileri de var, görünce tüyleri diken diken olanlar da.
Ama bir de gazeteci gerçeği var.
Ben oldum olası sevmeyeninden çok seveni olan sözüm ona gazetecilerden hep uzak durdum, durmaya da devam etmeyi kendime görev saydım.
Nabza göre şerbet olayı bizim meslekte de geçerli olduğundan, enjektörle zikretseler vücudun kabul görmeyeceği kişilerden olduğumuzu da cümle alem bilir şükürler olsun.
Gittik, gezdik, gördük, notlarımızı aldık, kamu yararına olan güzellikleri takdir ettik, çirkinlikler için öz eleştirilerimizi yaptık.
Hem de canlı canlı.
Şimdi geldik Antalya’ya.
Oturduk klavyenin başına.
Açtık kısa kısa bloknot karalamalarımıza baktım. İnanın aldığım notların hemen hemen tamamı insan odaklı.
Dolayısıyla insanlarımızın yaşadıkları.
Öncelikle hani son yıllarda hep dillerimizden düşmeyen pahalılık gerçeği var ya.,
Denizli’ye gittim. Büyük marketlerden birsinde ihtiyacım olan bir şey alacağım. Kesinlikle abarttığım falan sanılmasın ki, benim alacağım şey pahada küçücük bir ihtiyaç ama gerekli. Ne var ki 3 kasiyerin harıl harıl çalıştığı markette öyle bir kasa kuyruğu var ki şaşmamak mümkün değil.
Vaktim o kadar bol değildi almadım çıktım.
Arabayla arkadaşımın oğlunun evleneceği salonun olduğu yere doğru direksiyon kırdım.
Günlerden cumartesi akşam üzeri. Resmen araç izdihamı.
Bir gün sonra yayla yolu güzergahından Fethiye, Dalaman derken tabi ki her zamanki gibi Ortaca.
Ne de olsa baba ocağı.
Yahu arkadaş “Devir değişti” derken biz kendi kendimizi mi teselli ediyoruz diye düşünmeden emin olun kendimi alamadım.
Zira bana göre sosyal belediyecilik halka hizmet ederken kar amaçlamayan zihniyetten ibaret değil midir?
Ve ben yıllardır aynı düşünce doğrultusunda yazılar yazıp gazeteciliğimi yaptığımı sandım.
Değişmiş o zihniyet devri yahu.
Yeminle değişmiş.
Belki küçük gelebilir vereceğim örnek.
Hatta basit de.
Ama işi gücü vatandaşın cebindeki parayı düşünmek olup, o paralara göz dikenlerden ben belediyeci olacağını asla ve asla kabul etmiyorum.
Neden mi?
Kafa kafaya verip uygulayacakları fiyat politikalarıyla ilgili bir birleriyle mutabık mı kalmışlar ne?
Dalaman Belediyesi’nin kendi şirketinin işlettiği mekanda çay kaç paraysa, Ortaca, Köyceğiz, Fethiye ve hatta Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Ekdağ işletmelerinde de aynı.
Merak ediyorum da Beach Park’ta normal bir işletme ile Ekdağ’ın işlettiği mekanların kiraları aynı mı?
Ben aynı olduğuna inanmıyorum.
Yani en azından Ekdağ’ın daha az kira ödediği kanısındayım.
Misal bir tane bira fiyatı?
Dalaman’ın Kayacık sahilindeki Belediye işletmesinde de 120 TL, Büyükşehir’in Beach Park’da ki Ekdağ’da da.
Denecektir ki, “Sende ha. Takmışsın çay ve bira fiyatlarına.”
Neden takmayayım?
Maketçinin 50 TL’den aşağıya mal edip 60 TL’ye satıp para kazandığı bir tane birayı Belediye 120 TL’ye satıyorsa, “Ne oluyor arkadaş” demek benim kamuoyu adına en büyük görevim.
Belediyecilik zihniyeti 31 Mart 2024 itibariyle değişti değişmesine de.
Ne yazık ki hizmet yerini ticarethane belediyeciliğine bırakmış.
Ben mi yanılıyorum?