Geçen hafta içerisinde Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in Mor Üzüm, Konyaaltı Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın Gitar Festivalleri ile Konyaaltı Belediye Başkanı Semih Esen’in de Jazz resitalini köşemde misafir ettim de.,
O kadar çok olumlu tepki aldım ki, emin olun kendim bile şaşırdım.
Belediye tabi ki sosyal faaliyetlerinin içerisinde olacak. Her türlü etkinliğe kucak açıp, halka sunacak. Buna asla ve asla sözümüz olamaz. Ancak, sosyal belediyeciliği yani sap ile samanı karıştırmamak şartıyla.
Birisi de yorum yazmış.
Demiş ki, “Abi neden siyasete atılmayı düşünmüyorsun” şeklinde sormaz mı?
“Sen bu yazımdan bunu mu çıkarttın” dedim, “Siyasi danışmanlık da olabilir” diye ekledi.
Benim ülkemde o kadar çok siyasetçi var ki, 10 yaşındaki çocuk da, 70 yaşındaki dede de zaten sürekli siyaset yapıyorlar.
Evde, yolda, iş yerlerinde hatta devlet dairelerinde bile o siyaseti yapmaktan geri durmayan muhteremler dolu.
Bıraksınlar da biz de kendi asli işimizi yapmaktan geri durmayalım.
Öncelikle, evet her gazetecinin de bir duruşu olmalı.
Tabi ki tarafını belli etmeli.
Ama bu demek değil ki A partisi üyesi olmalı, ya da B Partisine kendisini kayıt ettirmeli.
Şükürler olsun ki galiba genelde spor gazeteciliği yapmamızdan kaynaklanıyor olacak..
Ya da bir insanın yüreğinde yer alacak o siyaset dedikleri şey.
Ben, “Hem gazetecilik yapıyorum” diyeceksin, hem de taraf olduğun falanca partiyi hiç ama, zerre hakkı olmadığı halde göklere çıkaran yazıların altına imzanı atacaksın.
Yok, arkadaş yerim ben öyle gazeteciliği.
Ben almayayım..
Sen hem kendini örnek bir gazeteci olarak göreceksin hem de her hangi bir partiden, her hangi bir belediyede meclis üyesi olacaksın ama o gazetecilikten geri durmayıp her gün köşe yazısı yazacak, oradan ahkam keseceksin.
Hadi oradan hadi.
Geçmişte olmadı mı?
Bir de değil birkaç taneden çok çok fazla..
Sap ile saman dedik ya, sana parti tutma diyen yok. Tut da, tutarken gazeteciliği iki paralık etme.
Ya siyasetçi ol, ya da gazeteci.
Ama ikisini de bir koltuğunun altında taşımaya kalkan gazeteci müsveddelerini görmedik mi biz?
O günlerde de, “Yaptığınız yanlış” dedik, bu günlerde de demeye devam ediyoruz.
Ha.,
“Peki, sen aynı durumun içerisine girmedin mi” denecektir.
Ben siyasetin değil, hizmetin içerisine girdim. Orada olduğum sürece de adam gibi hizmet ettim, sadece ve sadece görevimi yaptım.
Yazının girişinde, “Gazeteci dediğinin bir duruşu olmalı” dedik ya hani.,
Beni hiç kimse her hangi bir partinin bayrağını sallarken görmemiştir.
Bırakın parti rozeti kullanmayı.,
Kendi Sivil Toplum Örgütüm olan Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin dışında asla ve asla ikinci bir kurum ya da kuruluşun rozetini ceketime takmadım.
Taraf olmadım mı?
Tabi ki oldum. Bunu açık açık söylemekten, tarafımın ardından koşmaktan da asla gocunmadım. Dile kolay kendisiyle tam tamına 37 yıla varan bir geçmişimiz var.
Ekmeğimi kazandığım gazetenin imtiyaz sahibiydi. Genel Koordinatörüm, yol arkadaşım, kader dostum ve aile bireylerimden birisiydi.
A Partisi’nde siyaset yapıyormuş, B partisiyle rakipmiş beni zerre ilgilendirmedi, ilgilendirmez de.
Kimden mi bahsediyorum?
Belediye Başkanlığı süresince, Antalya’ya son 40 yılda en fazla hizmet getiren iki kişiden birisi olan Menderes Türel’den.
Çünkü o, benim torunumun da doğup büyümekte olduğu ve yaşamını sürdüreceği Antalya’ya hizmet etmekten hiçbir zaman geri durmadı da ondan.
Bilmem anlata bildim mi?