Bilindiği üzere son zamanlarda Rus ve Ukrayna vatandaşları kendi aralarında oluşturdukları Whatsapp Grubuyla ihtiyaçlarını kendi aralarında gideriyordu.
Bu durumun sıkça telaffuz edilmesiyle, konuya balıklama atlamış, “Günaydın. O işi bendeniz tam 4 ay önce her şeyi açık açık yazmıştım” demiş, kendimce, “Sizin daha yeni mi haberiniz oluyor?” diye de eklemiştim.
Son demeççi Berberler Odası Başkanı Yüksel Uzun olmuş.
Bakın, dikkat ederseniz, “Demeççi” diyorum.
Zira bu komik, komik olduğu kadar düşündürücü, düşündürücü olmakla birlikte hakikaten vahim durumdan bir şeyler çıkartmaya çalışanların olacağının da 4 ay evvel altını çizmiştim.
Önce taksiciler ortaya çıktı, isyan ettiler.
Sonra Emlakçılar.
Esnaf Odaları Birliği Başkanı göreve davet edildi.
Şimdi de Berberler Odası Başkanı Yüksel Uzun.
Ne demiş Yüksel Uzun?
“Resmen perişan haldeyiz. İlçede hizmet veren üyelerim gece yarısı bile arayıp isyan ediyor. Zabıtaya, polise gidiyorum sonuç alamıyorum.”
İlçe dediği, Rus ve Ukraynalıların iç içe ve yoğun yaşadığı Konyaaltı’ndan bahsediyor.
Ve, “Son 1 yıldır özellikle Konyaaltı ilçesi sınırları içinde çok sayıda erkek berberi faaliyete geçti” diye de ekliyor.
Geçsin!..
Ne var bunda?
Kanunen yabancı birisi Konyaaltı’na gelip, iş yeri açıp, ruhsat da alabiliyor mu?
Yani o kişiye müracaatı sonrası ruhsat veriliyor mu?
Veriliyorsa o taze esnafın suçu, günahı ne?
Verilmiyor ise sen oda başkanı değil misin?
Et tespitini, bildir kolluk birimlerine onlar da gereğini yapıp, bassınlar kapılarına mühürü, ettiği masrafla kalsınlar.
Benim makas ve taraktan ekmeğini çıkartmaya çalışan berber esnafımın bir tane evrağı eksik oldu mu, kapısına kilit vuranlar bu yabancılar için ne güne duruyorlar?
Ama Yüksel Uzun’un, "Zabıtaya, polise gidiyorum sonuç alamıyorum” sözleri çok manidar. Zira bu ülkede, dolayısıyla Antalya’da Emniyet birimi mi yok, Belediye iflas mı etti?
Varsa Yüksel Uzun’un dediği ne arkadaş?
Ancak Uzun'un açıklamalarında katılmadığım konular da var.
Misal:
Diyor ki kendisi, “Rus ve Ukraynalı erkek berberler sosyal medya üzerinden müşteri bulup saç-sakal tıraşı için 43 dolar istiyorlar. Sadece boyama 100 dolar. Burun, kulak kılını 6 dolara alıyorlar. El insaf diyorum. Benim esnafım böyle bir tarife belirlese sopayla kovalarlar.”
İşte burada bir dur Yüksel başkan. Sana son 10 gün içerisinde bizzat yaşadığımız konuyu anlatayım mı?
Gazeteci bir dostum ile telefonda konuştum. Adı bende saklı kalsın. Berberde olduğunu, tıraş olduğunu söyleyince, “Konum at geleyim yüz yüze konuşuruz” dedim attı. Ben de gittim.
Berberle de tanıştık, tanıdık da çıktı. Onun tanıdığı olan bizim dostumuzu telefon ile aramak derken kısacası hasbihal ettik.
Tıraş bitmiş, meslektaşım ve arkadaşım, “Borcum ne” dedi. Kulağına eğilip, “Sen 500 TL ver yeter abi” dediğini duydum.
Gazeteciyiz ve aynı zamanda meraklıyız ya, berberden çıkar çıkmaz, “Sen ne traşı oldun” diye sordum, Saç-sakal. "Sahi abi ya ben de 500 dediğinde şaşırdım ama yapacak bir şey yok” deyip geçti.
Ama ben geçemedim. Bir kenara yazdım. İşte bugün de bu gerçekleri buraya yazma gereği hissettim.
Peki, Oda Başkanı Yüksel Uzun’un anlattığı fiyat taifesi ne, bu ne?
Bir de açıklamalarında, “Yerleşik yabancıların bazıları Antalya Ticaret Odası’na kayıt da olmuş. Ama ellerinde ustalık belgesi falan yok. Bu arkadaşlar saç-sakal tıraşını 1200 TL’ye yapıyor. Biz o parayla 6 kişiye hizmet veriyoruz. Bu nasıl iş anlamadık gitti” diyor.
Buradan tabii ki, “Yabancı ekmek düşmanları haklı, oda başkanı haksız” demiyorum.
Ama o oda başkanı kendisinin ve üyelerinin haklarını savunurken önce iğneyi kendilerine batırmaları gerektiğini söylüyorum.
Bilmem anlatabildim mi?