2000 yılların ortalarındaydık. Bendeniz de büyük kızımın Lise eğitimini aldığı ‘Süper Lise’ konumundaki Karatay Lisesi’nin ‘Okul Aile Birliği Başkanlığı’ görevini yürütüyorum.
Evet.,
Karatay Lisesi hakikaten Antalya’nın eğitimde yüz akı olmayı başaran bir eğitim kurumu olmasından dolayı ben de kızımı bu okula yazdırmıştım.
Hangi baba evladı için aksini yapabilirdi ki?
Ne var ki o dönem başarısıyla özellikle Vali, Kaymakam ve İl Milli Eğitim Müdürü’nün yeri geldiğinde şehrin Mülki Amiri olmanın haklı gururunu yaşayanlar, Karatay Lisesi’nin hakkını resmen gasp etmişler, Antalya’da Anadolu Lisesi olma hakkını elinden almışlardı.
Anadolu Lisesi olma kriterlerine hiç de sahip olmayan özellikle Gazi Lisesi başta olmak üzere Antalya Lisesi ve Kepez’deki Atatürk Liselerine o hak verildi.
Karatay ise Süper Liseler ülke genelinde kaldırıldığı için düz Lise kategorisine düşürüldü.
Tam bunların yaşandığı bir ortamda, 10 Kasım etkinliği düzenleme işlemi Karatay Lisesi’ne verilmişti.
Sanmayın ki jest!.
Ummayın ki ödüllendirme!..
Tamam Ulu Önder Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu önemli bir gündü yapılmasını istedikleri düzenleme ama Karatay’ın hakkını gasp edenlerin tüm beklentileri bu organizasyondan okul müdürü başta olmak üzere idareci ve öğretmenlerin bir nevi dikkatlerini çekmek amacı taşındığı herkes tarafından anlaşılmıştı.
Herkes derken tabi ki okul idarecilerimizce.
‘O organizasyonu eline yüzüne bulaştır da gör bakalım başına neler gelecek’ türünden bir gözdağından başka bir şey değildi.
Dönemin Valisi Sayın Alaaddin Yüksel ile kutlama günü girdiğimiz ikili diyaloğa değinmek bile istemiyorum. Ama öğrenci ve öğretmenlerimiz organizasyondan yüzlerinin akıyla çıkmış, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’den takdir bile almışlardı.
Sunum sonrası Sayın Vali Alaaddin Yüksel’e, ‘Takdirlerinizi bakanlığa, teşekkürünüzü okul müdürümüz ve öğretmenlerimize bizzat iletirseniz emekler havada kalmaz’ söylemime sağ olsun bizzat ziyarete gelerek sunmuştu.
O günlerde Osman Nuri Gülay bey henüz çok yeniydi Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevinde ve kendisiyle tanışmamıştık. Ancak 10 Kasım günü yaşananlara bizzat şahitlik yapmasının hemen ardından beni Müdürlüğe davet etti.
Gülay, ‘Bir Okul Aile Birliği Başkanı ile ben ilk kez onur ve gurur duydum. Ve sizinle tanışmak istedim’ dediği günden itibaren kendisiyle hakikaten samimi ve bir o kadar da içten dostluğumuz başladı.
Ne zaman Milli Eğitimi arasam kendisine ya da yardımcılarına çok rahat ulaşabildim.
Dert varsa pür dikkat dinleyip çözüm yoluna gitti. Yoksa temennilerimizi aldı. Bu yıllar boyu da sürdü gitti.
Neden tüm bunları anlattım?
Ya da kaleme alma gereği duydum?
Bilindiği üzere Türkiye Deprem felaketiyle kahroldu. Herkes Güneydoğu İllerimizin yaralarını sarabilmek adına seferber oldu. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer Türkiye Genelinde Eğitimlerin 13 Şubat tarihine kadar ara verildiğini açıkladı.
Bazı konularda takılı kalmıştım. O takıntıların açıklığa kavuşması adına önce İl Milli Eğitim Müdürlüğünü telefon ile aradım. Karşıma çıkan tele sekreter, ‘Operatöre bağlanıyorsunuz’ deyip bağlama işlemi sayıp pat diye hat düşüyordu. En az 6-7 kez durum böyle oldu.
Şaşırmıştım.
Muratpaşa ilçe Milli Eğitim Müdürlüğünü aradım karşıdan gelen ne Alo sesi vardı ne de ‘Buyurun’ diyen.
Kepez sonra da Konyaaltı ilçe müdürlüklerini aradım aynı. Belli ki bizim Eğitim Kurumlarımızın başı, işi otomatiğe bağlamış arkadaş.
Hem de ulaşılamama otomatiğine.
Ha.,
Sakın ola ki mesai saati dışında aradığım falan sanılmasın.
Ülkede Deprem varken niye ararsın’ diye içinden geçirene de diyeceğim o dur ki, ‘Türkiye’nin yüreği yanıp, ciğerleri tutuşmuş haldeyken siz deprem bölgesine mi gitmiştiniz de telefonlarınıza bakan yok? Yoksa mesai bir an evvel bitsin de eve gidelim diye mi düşündünüz’ derler.