Bence insanoğlunun özellikle de kendisi konusunda mütevazi olmaya pek hakkı yoktur.
Yani bu devirde artık alçak gönüllülükler pek rağbet görmüyor.
Ahde vefa diye bir şey kalmamış.,
Menfaatların tavan yaptığı bir süreçte de mütevazilikten bahsetmek abesi iştigal olsa gerek.
Tabi tüm bu dediklerim bana göre.
Katılan olur veya olmaz.
Saygı duyarım.
Zaman zaman bu köşeden hep ahde vefadan dem vurup, geçmişte bizzat yaşadığım ve hep örneklerimde isim telaffuzunda bulunduğum biri vardır.
Ahmet Uluç.
Kendisini bizzat tanıyıp ya da tanışıp onların hiç birisinden “Ben sevemedim” sözünü asla duymadım. Antalyaspor’un eski başkanlarından ve Kırmızı-Beyaz sevdalısı Ahmet abim derdi ki, “Kadir şinaslık nedir bilmeyen, Ahde vefa gütmeyen kişi insan olamaz. Ona ancak nankör denir” derdi.
Bu sözleri beynime yerleştiğinden ne zaman konu vefa ya da mütevaziliğe gelse hep anarım rahmetli Ahmet Uluç’u.
Mekânı cennet olsun.
Bana göre Antalya kentini ve Antalyaspor’u karşılıksız, nedensiz ve hiçbir menfaat beklemeksizin seven ender insanlardan birisiydi.
Bu vesileyle geçtiğimiz Salı günü bu köşede bir yazım vardı.
“Sen JetBoat'a bindin mi!..“ başlıklı.
Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği sosyal etkinlikte geçirdiğim bir günü yazmış, o gün çerçevesinde görüp, yaşadıklarımı aynen yansıtmıştım.
Sosyal Medya’dan arkadaşım ve hakikaten makam-mevkisinde hatırı sayılır görevlerde bulunan ismini vermeyeceğim bir dostum yazımın altına şöyle bir gönderimde bulunmuş:
“Tebrikler ve de çok çok teşekkürler.
Kısacık bir geziyi bile, memleket meselelerini anlatmak için değerlendirebilmekte bir maharet olsa gerek.
İyi ki varsın.”
Duyarlılığın için ben sana teşekkür ederim sevgili dostum.
Yazımda Beşkonak’ta geçirdiğimiz güzellikler dolu saatleri anlatmıştım anlatmasına da, yaşadığımız sorunları da görmemezlikten gelmeyip.,
Demiştim ki: “Son 6 yıldır ilk kez Serik tarafına gidiyorum gitmez olaydım.
Trafik Aksu’ya kadar milim milim. Aksu’dan sonra az hızlanır gibi oluyor. Boztepe kavşağını geçtik Gebiz ışıkları araç seli.
Kadriye alt-üst geçidine kadar milim milim trafik.
Hani bu memlekette gariban vardı?
Hani açlık kol geziyordu?
Mazot 45 benzin ona keza ya.,
Nedir bu araç seli arkadaş?
Serik merkez. Serik çıkış, Süral kavşağı ve Beşkonak sapağı.
Re-za-let..
Bu kentten Dışişleri Bakanı çıktı değil mi?
Halen Kültür ve Turizm Bakanı da İbradı’lı.
Hay sizin bakanlıklarınız batsın ya.
Tüm bunlar bu dünya kentine reva mı? “
Yazdıklarımı bir kez daha okuyunca kendi kendime söylendim.
“İşte bu konuda hiç de mütevazi olamayacağım” diye.
Niye mi?
Biz gazeteciler evet çok gezer, gezerken de araştırmadan geri durmayız.
Tabi ki hepimiz gazeteciyiz gazeteci olmamıza da, olaylara, konulara, gelişmeler ne bileyim sunulan imkanlara bakış açıları kişiden kişiye değişir.
Kimimiz küçücük bir konudan destan yazma yeteneğine, karşımıza çıkan sorunları dürbün süz görebilme hissine sahibiptir ama başkası bakar kör de olabiliyor.
Bu vesileyle diyeceğim şudur ki.
Nasıl her gördüğümüz bıyıklı babamız olamazsa her gazeteci görünümlü gazeteci de ne yazık ki olamıyor.
Söz konusu yazım ile ilgili bir başka dostum-ki onun adını meslektaşım olduğu için vereceğim.
Abdullah Çatlı da yazmış.
“Harikasın abi. Bende bir ay önce gelirken Antalya’dan Aksu’ya 55 dk. Da geldim yeminle. Kafayı yedim
Eline sağlık.”
Herkese hayırlı cumalar..