Biz baya baya eskiyiz bu gazetecilik mesleğinde.
Özellikle de o gazeteciliğimizin spor mesleğimizde.
Eskiden pek branşlaşma yoktu da, kulakları çınlasın Yeni İleri’nin o yıllarda kurucusu ve imtiyaz sahibi Menderes Türel tarafından spor servisine bir geçiş yaptırıldık, dile kolay tam 37 yıl aynı branşta koştur babam koştur.
Antalya’da kimin aklına hangi isim geliyorsa Yeni İleri mektebinde okuyup, merdivenlerin basamaklarını birer birer çıktıktan sonra gazeteci kimliğini almıştır.
Antalyaspor bir ara tarihinin en büyük çöküşlerinden birisini yaşamaya yüz tutmuş, Miloş, Ali Çınardere, Hüseyin Çetinkaya (Yalım) Rahmetli Atillla Konuk, Özcan Kırmızıoğlu, Haşmet Tur. Allah kendisine uzun ömür versin Dündar Uluğkay, Halim Horasan ve Hasan Subaşı’dan tutun da daha kimler kimler.
Bir araya gelip, Dedeman’da, “Antalyaspor nasıl kurtulur” adı altında açık oturumlar düzenlemiştik de, tüm şehir tek vücut haline gelip, Kırmızı-Beyazlı ekip için seferber olmuştu.
Masal değil bunlar.
Yaşanmışlığın ta kendisi.
Şimdilerde ise, eline Kırmızı-Beyaz renkleri taşıyan bayrağı alan, karşısındakinin Antalyasporluluğunu sorgulamaya kalkıyor ya ona yanarım.
Hatta herkesin terazisi çok değişik.
“Antalyaspor’u tutan birisi, İstanbul takımının da taraftarı olamaz” zırvalığı!.
Kim yapıyor o dayatmayı?
Dünün bebesi.
İşi gücü olamayan, sırtını kulübe dayamaya şartlanıp, kayığını küreksiz yürütmeye çalışan sözüm ona damarlarını kesse kırmızı-beyaz akacak olanlar!.
Ya bu takımın ben diyeyim 40, siz deyin 50 yıllık amigosu kim?
Recep Güler. Namı değer Miloş.
O bile yıllardır Kırmızı-Beyaz’ın yanına Siyah-Beyaz sevgisini de koymuştur.
Neden?
Adamın gençliğinde doğup büyüdüğü şehrinin takımı bugünkü Antalyaspor vardı da o mu memleketinin takımına dört elle sarılmadı?
Bizim her akranın gönlünde yatan bir ilki vardır. Hoş adım gibi biliyorum herkesin var da, yok işte.
Varsa bana ne, bizden yana olandan da sana ne?
Ama bugünkü yeni yetme zihniyeti ayrı. “Bir kalpte iki sevgi olur muymuş?”
Sana ne benim kalbimdeki sevgiden?
Ya da milletin yüreğinde attığı renklerden.
1989’dan 2006’ya kadar Antalya’da sadece spor gazeteciliği yaptım yeminle şu dönemde, bu asırdaki gibi konuya, gelişmelere ve olaylara böylesine amatörce ve cahilce bakıldığına asla şahit olmadım.
Üzerine bir forma geçirip, Antalya diye bağırmakla kendisini kulübün sahibi gibi görüp, aklı sıra koca Antalyaspor A.Ş’nin başkanına başkanlık dersi, hocasına antrenörlük, çalışanına da patronluk taslamaya çalışmaya kalkmıyor mu?
Gel de vah vah deme arkadaş.
“Yıllarca Antalyaspor ile yattık Antalyaspor ile kalktık. Bizden habersiz Antalyaspor ile ilgili bu şehirde kuş uçmazdı” dediğimizde adımız rantçıya, takımı ve yöneticileri inek gibi sağdığımızın imajını da üzerimize oturtmaya çalışan mı yok?
Olmuyor mu?
Olması çok doğal, çünkü takım tutmanın onlardaki karşılığı rant elde etmek olduğundan başkalarını da rantçı sanıyorlar da ondan.
Şimdiler Antalyaspor’un en güzel dönemleri.
Bilen bu günlerin kıymetini bilsin. Bilmeyenlerin zaten ilk sendelemede arkalarına bile bakmadan kaçıp gideceklerini adım gibi biliyorum.
Ben eski Atatürk Stadı’nın köşesinde çekirdek yiyenin, diğer uçta o çekirdeği çıtlatmasının sesini duyduğum günlerden geldim.
Ben Başkan Halim Horasan’ın Roma Pavyonunun kapanış saatini bekleyip, toplanan hasılatla takımı deplasmana götürdüğü günleri yaşayarak Antalyaspor sevgimi perçinledim.
“Sen Antalya’da doğmamışsın nasıl Antalyasporlu olursun” demekten başka bir şey değil o körü körüne dayatılan, bir yürekte iki sevda mı olur zırvası.
Dilerim o zırvalayıcılar ve dayatmacılar yüzünden sezonu istemediğimiz bir yerde tamamlamamayız.