Dün itibarıyla yepyeni bir ay ve yepyeni bir haftaya giriş yaptık ya.,
Antalya’nın çekilmez aylarından birisi olan Ağustos bana göre beklenenden sıcak değil, beklenmeyenden serin şekilde geldi.
Geride bıraktığımız Temmuz ayını bendeniz, Feslikan yaylasının serin havasını teneffüs ederek uğurladı.
Tabii ki Ağustos’u da aynı ortamla karşıladık.
Uluslararası Feslikan Yaylası Yağlı Pehlivan Güreşleri kapsamında bu yıl Cumartesi akşamı için Candan Erçetin konseri de vardı ancak, Konyaaltı Belediye Başkanı Semih Esen, ülke genelinde ve özellikle Kemer’de pazartesi günü başlayıp, cumartesi akşam saatlerine kontrol altına alınabilinen orman yangınlarından dolayı eğlence kısmını kaldırdı.
Dolayısıyla Candan Erçetin konseri iptal edildi.
Ancak, 662’nci Tarihi Kırkpınar Güreşlerinin bitmesinin ardından, güreş severlerin yeni durağı Antalya’da gerçekleşen 25. Uluslararası Feslikan Yaylası Yağlı Pehlivan Güreşleri oldu.
Çok da iyi yakıştı.
Öncelikle katılım olağanüstüydü.
“Katılım” derken, gerek başpehlivanlar ve alt boylar ile birlikte tribünleri dolduranlar hakikaten hatırı sayılır derecedeydi.
Güreş sahası dışındaki alanlar da tıklım tıklım insanla doluydu.
Yaylaların yaylası Feslikan resmen tarihi günlerinden birisini daha yaşamış, yaşatmıştı.
Organizasyonun mükemmelliğinden bahsetmeden geçmek, öncelikle Konyaaltı Belediye Başkanı ve ekibine büyük haksızlık etmek olurdu.
Kimse edemez, etmemelidir de.
Emeği geçen, katkı koyanlardan milyon kez Allah razı olsun.
Antalya’nın bunaltıcı sıcakların etkilediği, pandemiden fazlasıyla çekip, hayat pahalılığıyla ayakta kalıp, yaşam savaşı verenlerin böylesine bir organizasyona ihtiyacı vardı.
O nedenle Başkan Semih Esen nezdinde herkese içtenlikle teşekkürler.
Feslikan’ın bu tür organizasyonuna 4-5 yıldır ara vermiştim.
Özlem giderdim.
Çayırda kispet giyip, güreş tutanları izlemenin yanı sıra, Kavak ağacının dibinde tıklım tıklım doldurulan kahvenin çayını yudumlamayı da özlemişiz.,
Köy içerisinde kurulan pazar yerindeki yayla malı domates-biber-salatalık ve hakiki yerli mısırları da.
Nedenini kendimin bile bilmediği bir bıçak hastalığı vardır bendenizde.
Tezgâh açmış bıçakçının başında saatlerce durur, tüm bıçakları pür dikkat incelerim. Nitekim bıçakçı Bayram efendinin tezgâhının başında buldum kendimi. Ev bıçak dolu olmasına rağmen gözüme ilişen bir tanesini almadan geçemedim yine.
Feslikan’a gideceğim de, Kasap Erol’da masa kurmadan aşağıya ineceğim öyle mi?
Görür görmez, “Abi sen kaç yıldır neredesin ya” diyerek boynuma sarılan Erol ile ayaküstü de olsa birkaç dakika hasret giderdik.
Günümüz yaşam koşullarında hayat pahalılığından insanlarımızın hasret kaldığı mangal keyfi her ne kadar eskisi gibi olmasa da vazgeçilmezlerimiz arasında olduğu bir gerçek.
Yaylaların yaylasına gideceğiz. Kasap Erol’un mekânına gireceğiz, o mangalı yakmadan döneceğiz öyle mi?
Kuzular meleyerek protesto eder!.
Kimse kusura bakmasın bugünlük hiç de mütevaziı olasım yok.
Yılların özlemini gidermek adına, abartmıyorum kıydık hatırı sayılır rakamcıkları.
O kadar delik de götürsün artık akan suyu.
İnsanoğlu belki yılda olmaya bilir de, birkaç yılda bir de olsa kendisi için fedakarlık yapacak arkadaş.
Yapmak zorunda.
Ben yaptım.
Feslikan’ı pek anlatmama gerek yok bence. Zira orası anlatmaktan ziyade yaşanır da ondan.