İnsanoğlu bana göre tek kelimeyle ayaklı tarihi eserdir.
“Hangi gerçekten o kanıya vardın” sorusu akıllara gelebilir.
Gelmesi de gayet doğal.
Zira Allah her insanoğluna kesinlikle bir yetenek vermiştir. Hatta birkaç yetenekli olan şanslıları da es geçmemek gerek.
“Ayaklı tarihi eserdir” dedik de, bu eskimiş yapılar anlamına gelmesin. Yazma, yeteneklilere bırakılsa insanoğlunun doğumundan, çocukluğuna. Büyümesinden gençliğine ve yaşama tutunma olayına kadar sayfalar dolusu yazılar ortaya çıkar.
Biz değil miyiz ki 18 aylık askerlik anılarımızı ömür boyu anlatmaktan bıkmayan?
Bir ömür kaleme alınmaya kalksa-ki tabi herkes için geçerli değil o yazma yeteneği, okuyanlar okumaktan sıkılmaz.
Neler yoktur ki yaşanmışlıklarda?.
“Hangi bir anıyı anlatayım ki sana” diyenimiz az mıdır?
Ama şu bir gerçek ki kişiler arasında dışı seni, içi yaşayanı yakacak olan çoktur.
Bu vesileyle ben bugün de bana gönderilen ve benim de yazarak paylaşmamı istedikleri manalı ama bir o kadar da gerçek payı yüksek konulara devam ediyorum.
* * * *
“Eve giren adam, evde tek başına yaşayan eşini ağlar halde görür ve ağlamasının sebebini sorar.
Kadın : “Evimizin önündeki ağaca konan kuşlar beni türbansız görebiliyor ve bu durumda Allah'a karşı günah işlemiş olabilirim onun için ağlıyorum ''der.
Adam karısının Allah korkusu duyarlılığından çok etkilenir, karısını kucaklar, alnından öper.
Kazma, kürek hazırlar ve karısını rahatsız eden kuşların konduğu ağacı kökünden söker.
Adam çalışıyor doğal olarak işe gidiş dönüş saatleri bellidir.
Günlerden bir gün çalıştığı yerde doğan bir arızadan dolayı eve erken gelir, kapıyı açar ve karısına sürpriz yapmak için sessizce içeri girince hayatının sürpriziyle karşılaşır.
Kuşların onu türbansız görmesinin iffetine halel getireceğini düşünen eşi aşığının koynunda keyif ediyordu.
Adam gördüğü durum karşısında şaşkın. Eşi ve aşığına hissettirmeden ihtiyaç duyabileceği birkaç parça eşyayı alır evden çıkar ve önüne çıkan ilk yoldan dönmemek üzere yaşadığı şehri terk eder.
Uzun bir yolculuktan sonra kendisini kalabalık bir topluluk içinde bulur.
Kalabalıkta herkes şaşkın ve anlaşılmaz bir uğultu vardı. Adam birine yaklaşır ve kalabalığın nedenini sorar.
Kalabalığın nedeninin, kraliyet hazinesi çalınmış ve failinin bulunamamış olduğunu öğrenir.
Kral sarayının önüne halkı toplamış ve fail bulununcaya kadar herkesin sarayın önünde kalmasını emretmiştir.
Kalabalıkta adamın ilgisini ayak parmakları üzerinde yürüyen biri çeker. Adam, bu ayak parmakları üzerinde yürüyen adamın kim olduğunu sorar?
Bu adamın kraliyetin din adamı olduğunu, ayağını tam basarsa istemeyerek karınca ezebileceği Allah korkusuyla ayak parmakları üzerinde yürüdüğünü söylerler.
Adam ''Allah'ım hırsızı buldum beni krala götürün'' diye çığlık atar.
Adamı krala götürürler ve krala, hazineyi çalan hırsızın , kraliyetin din adamı olduğunu söyler ve “O değilse benim başımı kesin'' der.
Kraliyetin din adamını getirirler.
Kısa bir sorgudan sonra, karınca ezmemek için parmakları üzerinde yürüyen din adamı hazineyi çaldığını itiraf eder.
Ama kralın kafasında bir soru kalmıştır.
Kral döner ve hazineyi çalanın din adamı olduğunu söyleyen, daha önce hiç görmediği bu şahsa, ''Din adamının hazineyi çaldığını nereden bildin '' diye sorar?
Adam, ''Ey kral. Sevap kazanmak iddiasıyla davranışlarında Allah korkusunu abartanlar, abartılarını başka suçlarını örtmek için yaparlar '' der.
Güncel yaşamlarında kameralar önünde Allah korkusu pazarlayıp , perde arkasından hakka ve halka ihaneti yaşayanlara gelsin..! .
(LİBYA HALK EDEBİYATINDAN ALINTIDIR)
Teşekkürler Hidayet.