Türkiye’de 2023-24 Eğitim ve Öğretim döneminin startı 10 gün evvel yani geçen pazartesi verildi. Ve11 Eylül itibarıyla her açıdan koşturmaca resmen başladı.
“Her açıdan” derken, tabii ki okullar, okul idarecileri, öğrenciler, veliler diye sıralanır gider de.,
Çok çok büyük bir camiadan bahsettiğimizi kimse unutmasın.
Zira okul idari çalışanlarını, servisçileri ve onların da çalışanlarını hatta kırtasiyecileri bile bir kenara koyacak değiliz.
Okullar açılmadan 3 gün evvel, yani 8 Eylül Cuma günü Antalya cadde ve sokaklarında 100 tane araç var ise, üç gün sonra bu rakam en basit hesapla ikiye katlandı.
Daha küçük bir hesapla, Antalya’nın şehir içi ulaşımını düşünmek bile istemiyorum. Dolayısıyla, Gazi Bulvarını takip eden bir turizm minibüsü, Cırnık köprüsü ile Çallı kavşağı arasını yaz sezonu boyunca 15-20 dakikada kat ediyorsa, artık 35-40 dakikalık sabrı kendi bünyesine yerleştirmek zorunda.
Fazlası da olabilir de, ben mütevazılık yaptım.
Yoksa yeni eğitim ve öğretim dönemini benliğine yerleştirmeyene zehir olur, günler geçmek nedir bilmez.
Kısacası, “Ya bu deveyi güdersin, ya da bu diyardan gidersin” gerçeğinin ta kendisi.
Efendim.,
Kimi okullarımız fiziki görünüm açısından baştan sona yenilendi. Kimileri belki de eskisinin tıpkısı durur halde. Ne yazık ki, benim ülkemde en fazla eleştiri alan kurum, Milli Eğitim’dir.
Özellikle de siyasi kimlik taşıyan tarafın.
Şu sıralar eminim ki, bırakın hükümet temsilcileri olan siyasilerimizi, B ve C, hatta ve hatta D ve E partisinin varsa vekillerinin başlarını kaşıyacak vakitleri bile yoktur.
“Benim çocuğum dünyanın en akıllısı ama, tembellerin sınıfına almışlar yetiş vekilim.”
“Geçen yıl A sınıfındaydı, bu sene G sınıfına vermişler kurtar başkanım.”
“Biz falanca okulu istiyorduk ama yapmadılar çare ol muhtarım.”
“Okullarımızda adaletsizlik kol geziyor yaz gazetecim.”
Daha sayayım mı?
Bunlar ilk anda aklıma gelenler. Daha ne dertler, tasalar isyanlar var kim bilir.
Öğrenciye sor derdini yeminle sorduğuna pişman olursun.
Veli desen ayrı bir triptedir.
Öğretmen ya da müdür ve yardımcıları zaten barut fıçısı gibidir, yeni eğitim ve öğretim döneminin ilk günlerinde.
Bu fani dünyada en zor iş, milleti istediği gibi mutlu edebilmektir.
Adam veya kadın 40 yılını veriyor karşısındakini de mutlu edemiyor birkaç gününü veren mi edecek?
Ama bu günler de geçecek.
Bir bakmışsınız sömestr ardından yaz tatili gelivermiş.
“Zaman ne kadar da hızlı geçiverdi” diye birbirinize fısıldıyorsunuz..
Ben şimdiden özellikle okul idarecilerimize, “Allah sizlere sabır versin” diyorum.
Diyorum da, ne öğrencisiz siz öğretmenler, ne de siz öğretmensiz öğrenci ya da öğrenciler olur.
Bu vesileyle, dün değerli dostum, kıymetli arkadaşım, Milli Eğitim eski Müdürü Osman Nuri Gülay’ı telefonla aradım.
Kendisinin bende hatta Antalya basınında apayrı bir yeri vardır. O yerinin değerliliği de, öyle önüne gelene mavi boncuk dağıtmasından ne bileyim basın mensuplarıyla hep dirsek teması şeklinde gezmesinden falan asla değil.
Görevde olduğu sürece-ki dile kolay- Antalya’da tam dolu dolu 10 yıl Milli Eğitim İl Müdürlüğü yaptı, gerek icraatları, gerekse içerisinde bulunduğu eğitim ve öğretim camiasındaki uygulamalarıyla kendisini kabul ettirdi, sevdirdi.
Yoksa kim kişinin kara kaşını, kara gözünü durduk yerde sever ki?
Sevgili öğrencilerimiz. Henüz yaşamın başlarındasınız ve eminim ki kendinizi dünyanın en önemli bireyleri gibi görüyorsunuzdur. İnşallah ilerleyen yıllarda Allah sizlerin gönlüne göre vermiş olur.
Değerli öğretmenlerimiz tekrar tekrar Allah size sabır versin.
Kıymeti velilerimiz bu ekonomik zorlukların üstesinden gelerek çocuklarınızı sorunsuz okula göndermeniz dileklerimle.
İyi ki varsınız.