1980’li yıllarının başlarıydı ben Antalya’ya geldiğimde. Dokuma fabrikasından dolayı Çağlayan Lisesi civarına Dokuma semti denirdi. Üstüne DSİ, onun da üstünün soluna Kepez, sağına Kütükçü. Şimdiki Yeni Sanayi civarına da Cezaevi o kadar.
Hoş Antalya’nın Cezaevi şehrin tam merkezinde, yani bugünkü Selekler Çarşısı’nın olduğu yerdeydi de, 1980 sonrası Kepezaltına taşınmıştı.
Antalya’nın merkezi iki girişten ibaretti.
Çallı’yı geçtin mi soldan gidersen Şarampol, sağdan gidersen Güllük’ten giriş yapardın.
Herkesin bildiği semtlerin başında Bahçeli, Kalekapısı ve Işıklar gelirdi. Işıklar’ın altı Lara başlangıcıydı da, tek tük evlerden ibaretti.
Zaten eskiden “Antalyalı” denildi mi benim zamanım da dahil, “Şarampol ve Yenikapı” akla ilk gelendir. Şarampol’ün Giritlisi, Yenikapı’nın da Roman vatandaşlarıdır bu şehrin gerçek sahipleri, yani yerlileri.
Zamanla önlenemeyen göç ve büyümeden kaynaklı artan nüfustan dolayı yeni yeni mahalle ve sokaklar, yeni yeni isimler verildi de verildi.
O caddedeler sokaklar bollaştı.
1980 Nüfus sayımında Antalya’nın nüfus sayımından çıkan rakam 748 bin idi. Şehir Merkezininki 200 bin.
1980’li yılların sonlarında başladı Antalya’da büyük değişimler. Bakın, “Sonlarına doğru” diyorum. Ortalarında kenti yöneten, ne Yener Ulusoy, ne de ondan sonraki Metin Kasapoğlu dönemlerinde değil. 1989 yılında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilen Hasan Subaşı ile.
“Lara yoktu” dediysek, amcamın çalıştığı Karayollarının Kundu’nun dibindeki işçi kampına 1.5 saatte gidebilirdik servisle.
Çünkü yollar patikaydı.
Vardı Lara ama vardı işte.
Dedeman Otel’i kucağında bulmuştu Subaşı. Yeni yollar yapılınca, bugünkü eski Lara yolu denmeye başladığını benim kimseye hatırlatmama gerek bile yok.
Sera Otel o tarafın ilk yıldızı yüksek oteli olarak bilinir. Övünmek gibi olmasın ama Sera’nın ilk fotoğrafçısı da bendim. Bir Fırat abim vardı Bahçeli’den komşum. Sayesinde Sera Otel maceramın başlangıcı olmuştu. Şimdi isimlerini vermiycem, Antalya’nın baba zengini gençleri hovardalık yapmak için gelip, Otelin lobisinde boy gösterileri yapardı.
1990-94 arası resmen inşaat furyası başladı Lara’da. 1994’den sonra da ben diyeyim 10’lu, siz deyin 15-20 katlı binaların mantar gibi bitmeye başladığı yıllar olarak bilinir.
Dedeman Otel’in yol durumunu anlatmama gerek var mı ki?
Rahmetli İsmet Gökşen’den dinlemek gerekirdi oraları. Ama maalesef aramızda değil de, yanından hiç ayırmadığı oğlu Ethem Şen’in de abartmadan anlatabileceği kanısındayım o geçmişi.
Bunlar Antalya’nın geçmişi ama geçerken de yaşanmış acı mazilerinden birer kesit.
1999 yılında Bekir Kumbul Belediye Başkanı seçildiğinde atı alan çoktan Antalya’yı geçmiş, Elmalı’da yaylalamaya doğru gidiyordu.
Eksik gedik işleri tamamlamak ya da tamamlamaya çalışmak Kumbul’a kalmıştı. Hurma’daki arıtmayı bitirdi. Otogar, Mezbaha, Adliye ve yeni açılan Bulvarlardaki rötuş kısmı ona kalmıştı. Bir de Boğaçayı köprümüzü sel götürmeye kalkmadı mı, haydi gel de ikincisi için bekle bekleye bilirsen bugünkü ikinci köprüde Bekir Kumbu’un ismi yazar. Yazdıran da 2004 yılında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilen Menderes Türel’in ta kendisidir.
Bekim Kumbul ile geçtiğimiz Cumartesi Muratpaşa Camii’nde karşılaştım. Ali Sula abimin cenaze töreninde. Ben yıllardır o cami avlusunun o denli kalabalık olduğunu görmedim
Ali Sula yaşamı boyunca bir karıncayı dahi incitmemiş, insanları hep sevmiş ve dürüstlükten asla ödün vermemiş, Antalyaspor ve spor yaşam biçimi olup, son nefesini de çok sevdiği Antalyaspor tesislerindeki odasında vermiş bir insan. Ve kalabalık onun kalabalığıydı.
Kumbul’u da orada görünce gittim, sarıldım, elini öptüm. Hal hatır sorma, Antalyaspor’dan sohbet derken, söz döndü dolaştı Mart ayında yapılacak yerel seçimlere geldi.
“Bendeniz de bu memlekette Belediye Başkanlığı yaptı ama Menderes Türel’in yaptığı hizmetleri unutabilmek, görmemezlikten gelmek nankörlüktür” diye başladı söze Bekir Kumbul.
“Ve bu kent için hayırlı olan, olacak neyse o olsun” temennisini bulunmaktan da geri durmadı.
Doğruyu söylemek, gerçekleri inkar etmemek, kısacası yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek de bence yiğitlikten kaynaklı bir gen.
Ve o gen galiba herkeste yok da, hayırlısı olsun be Bekir abim. Allah da Menderes Türel gibilerini bu şehirden eksik etmesin.
Dünün köyünü, senin de katkılarınla şehir hatta metropollere dönüştürenlere şükran.
