Cumartesi Antalyaspor-Galatasaray maçı için Corendon Park, Pazar günü ise Kepezspor A.Ş- İnegöl karşılaşmasını izlemek üzere Hasan Doğan Stadyumuna gittik.
Bu sezon ilk kez çıplak gözle Antalyaspor’un müsabakasını izleyecektim, izledim ve takımdan ve ortaya koyduğu dirençli futbolundan keyif de aldım. Futbolcular rakibini eğer gözlerinde büyütmemiş olsalardı, hakeme rağmen puan ya da puanları almamamız içten bile değildi.
Ama her zamanki acı gerçek. “Maç boyunca” demesek de, an be an karşımıza çıkarttı.
Neyi mi?
Hakem faktörünü..
Antalya-Galatasaray karşılaşmasının hakeminin niyeti, ilk dakikalardan son saniyelere kadar Galatasaray’ı kollamak olduğu apaçık ortada değil miydi?
“Merak etmeyin burada bende varım” dediği dakikalarda, Adam Buksa’nın kaleci Muslera’ya yaptığı hareket var. Tekrar görüntülerinden sonra Buksa’ya kırmızıyı gösterse kim ne diye bilirdi?
Sarı’ya bile elinin gitmemesinin bana göre yegâne sebebi-ki, Polonyalı futbolcunun topa giderken niyetinin rakibini sakatlamaya yönelik bir gidiş olmadığı apaçık ortada ama onun kafasındaki apayrı düşüncelerdi.
Ne mi düşünüyordu Zorbay Küçük?
Soyadı gibi küçük ama güya kendi hakemlik geleceği açısından büyük şeyleri.
Tabi bu tamamıyla benim şahsi fikrim.
Kafanı öyle kendine göre büyüğün de büyüğü ama adalet açısından asla kabul görmediği bir gerçeğiyle Allah göstermesin insan kör bile olabiliyormuş.
Benim ülkemde zaman zaman delikanlı hakemler çıkmıyor değil. Hatta bazen onların performans değerlendirmelerini yapmaları açısından gönderilen en az hakemler kadar dürüst ve çizgisinden kesinlikle sapmayan gözlemciler mi yoktu?
Tabi ki vardı, çok da oldu. Ama zamanla onlar ya kaybolup gitti, ya da şatlara ayak uydurdular.
Bu 40 sene önce de böyleydi, 30 sene önce de aynısı devam etti. 20 sene evvel de baş gösterdi, 10 yıl önceki şartlarda da devam etti hala aynı.
Türkiye Futbol Liglerinde “Büyükler ve küçükler” ayrımları olduğu sürece aynıları devam etmek zorundadır.
Dolayısıyla Antalyaspor belki yüreklerde olmaya bilir ancak, masa başlarını tutanlarca ne yazık ki ikincisinde, yani küçükler kategorisinde yer aldığından dolayı Antalyaspor: 0- Galatasaray: 2.
Benim ülkemde böyle gelmiş, böyle gider zira o kafa asla değişmez.
Bir sonraki maça bakalım!..
Haftaya Milli ara var. Ardından Gaziantep’e gidip önce Başakşehir, ardından da Beşiktaş ile iç saha maçlarımız var. Biz Antalyaspor olarak Fikstürün 11. haftasında dört büyüklerle maçlarımızı savmışız. Artık gerisini rakiplerimiz düşünsün.
Baktığımızda sezon fikstürü Antalyaspor lehine.
KEPEZ DOLUDİZGİN
Ve Pazar.
Belediyespor eklentisinden arınarak A.Ş kimliğine geçen Kepezspor’un Kafkas maçı için Hasan Doğan Stadyumundayız.
Ama yetkilileri uyarmam gerekir ki hala maç kolikte de, iddialarda da ve hatta Puan cetvellerinde Belediyespor ibaresi yer almakta haberiniz olsun.
Kepez 3 maçta 5 puanla 8’nci sırada yer alarak İnegöl karşısına çıkmış. Rakibi 4 maçta 7 puanla 5’nci.
Maça baktık ilk dakikalardan itibaren KEPEZ rakibini resmen ablukaya aldı. Atak üzerine atak geliştirdi. Öne geçebilmek için rakip kaleyi yokladı da yokladı ama olmadı. İlk yarı da başladığı gibi bitti.
Peki neden olmadı?
Kepez’in hocası ya da onun yanındaki teknik adamları ne düşündü bilemem. Ama bana göre Kepez’de golcü yok.
Kimse bana geçen yıl Serik’te oynayan 12 numaralı Üstün Bilgi’yi golcü diye sakın öne sürmesin. Evet, ikinci yarıda takımını rahatlatan ikinci golü o attı ve çok çok iyi niyetli bir yetenek de, gol yollarının bitiricisi değil.
Dolayısıyla Kepezspor dünü kurtardı.
Dilerim takım zamanla daha da rayına oturur da, kaçanların ardından İnegöl karşılaşmasında olduğu gibi saç baş yolunmaz.