Eskiden Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin sosyal etkinliklerini takip ederken, “Kim gitmiş” meraklarıyla yayınlanan fotoğraflara bakar.,
“Yaşlılık işte” yorumları yapar geçerdim.
Yalan mı söyleyeyim?.
Sanki biz yaşlanmayacak, dünyaya kazık çakacaktık da!.
Son iki organizasyondur bendeniz de Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin sosyal etkinlik düzenlemesinin bireyi oldum.
Olduktan sonra da hakikaten yaşlanmaya yüz tuttuğumu anladım.
Önce tekne gezisi, ardından Beşkonak’ta rafting organizasyonu.
İnanın o imkanları bize öncelikle sunanlardan sonra da sunduranlardan Allah razı olsun.
Cumartesi günü Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin organizasyonunu takibe başladık. Saat 12.30’da Muratpaşa Camii’nden araç kalkacak ya.,
Garibanlığın gözü kör olsun saatler 12.20’yi gösterdiğinde belirtilen yere geldik. Gazeteci dostlarımız da gelmiş. Hoş beş sohbet derken zaman su.
Bir baktım saat 12.47.
Cemiyetin Genel Müdürünü aradım, “Geliyorum abi” dedi, “Nerden” dememe fırsat vermedi kapadı telefonu.
Saatler 12.55’i gösterdiğinde bizi alacak otobüsümüz geldi.
Antalya Büyükşehir Belediyesi yazan otobüs.
“Turuncu” renkli.
Diğer otobüslerden 1 metre daha uzunmuş. Şoför 7 kez söyleyince beynime yer etti.
Çıktık yola.
Yemin ediyorum abartıyorsam. Son 6 yıldır ilk kez Serik tarafına gidiyorum gitmez olaydım.
Trafik Aksu’ya kadar milim milim. Aksu’dan sonra az hızlanır gibi oluyor. Boztepe kavşağını geçtik Gebiz ışıkları araç seli.
Kadriye alt-üst geçidine kadar milim milim trafik.
Hani bu memlekette gariban vardı?
Hani açlık kol geziyordu?
Mazot 45 benzin ona keza ya.,
Nedir bu araç seli arkadaş?
Serik merkez. Serik çıkış, Süral kavşağı ve Beşkonak sapağı.
Re-za-let..
Bu kentten Dışişleri Bakanı çıktı değil mi?
Halen Kültür ve Turizm Bakanı da İbradı’lı.
Hay sizin bakanlıklarınız batsın ya.
Tüm bunlar bu dünya kentine reva mı?
Birisine beddua edeceksem eğer, bundan sonra, “Yolun inşallah Serik tarafına düşer” diyeceğim.
Antalya’nın Bütünşehir yasasıyla yöneltiliyor olmasından dolayı da, özellikle Büyükşehir Belediye Başkanı’na.
Hatta başta kırsal olmak üzere tüm bürokratları için kullanacağım bu sözü.
Antalya’nın içine ediyor geçiyor, bir de karşıdan kıs kıs gülerek izliyorsunuz.
Beşkonak’a gitmek için saat 13.00’te yola çıktık. 40 Kilometre yolu 2 saatte anca tamamlaya bildik.
Şimdi ben bu gelişmeden dolayı benim ömrümden çalınan en az 1.5 saatin hesabını mı sorayım özellikle siyasi ve bürokratlarının bu dünya kentine gösterdikleri vurdumduymazlıklarına mı isyan edeyim arkadaş.
Neyse su üstünde JetBoat’a bindik de, aşağı dünyanın nasıl olduğunu az çok öğrendik.
İşletme sahibi Bilal Şanlı’ya jesti için teşekkürü bir borç biliyorum.
Biliyorum da, herkesin o JetBoat zevkini tatmalarını tavsiye ediyorum.
Zira yaşanmadan bilinmez.
Biz yaşadık. İlk parkuru bitirdik, en uç noktaya varıp araç durduğunda Cemiyetin Genel Sekreteri aniden ayağa kalkıp, “Şimdi bize kim oy vermeyecek bi el kaldırsın da görelim” demez mi?
Adamlar belli ki o koltuklara çivi ile çakılmışlar kalkmayacaklar. Bunu da itiraf ettiği yere ve zamana bakar mısınız?
Üzerimizdeki vadinin ürkütücü görüntüsü ve altımızdaki buz gibi suyun serinliğinin verdiği bir ortamda hadi gelin de bu tehdide “Ben” diye çıkın ortaya sıkıysa.
Susmak sükuttu değil mi.
Öyle yaptık.
Tabi ki şimdilik.
Şaka bir yana Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin organizasyonunda güzel bir cumartesi geçirdik kendilerinden Allah razı olsun.