“Tilki’nin dönüp, dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır” denir ya hani.,
Bizimkisi de öyle olmadı değil.
Tatil, matil derken döndük dolaştık geldik Antalya sorunlarının içerisine.
Hani abartıp, “Yine kendimizi o sıkıntıların orta göbeğinde bulduk” diye haykırsak eminim kimse yemez.
Bakın öncelikle “Abartıp” dedim, zira “Antalya’da sıkıntı yok” desek asıl o zaman abarttığımızı bu kentte yaşayan yeni yetme bebeler bile anında kahkahayı basar da ondan.
Dün, “Bir dönüm bostan yan gel yat olum Osman” başlığı altında bir yazı yazmış, “Bu da belediyecilik zihniyeti oluyor” demiştim ya.
Geçmişte uzun yıllar ASAT’ta üst düzey mevkide görev yapmış Antalyalı bir dostum Watsap’tan dip not yollamış.
“Boşuna nefes tüketme aziz dostum millet böyle istiyor.”
“Nasıl yani” diye karşı cevap yazdım.
“Hizmet edene hasret bu kent ama ne yazık ki zerre katkı koymayanlar baş tacı yapılıyor. Sen apartmanın kaçıncı katında oturuyorsun” demez mi?
“Antalya’nın dünü, bugünü ve yarını” diye şöyle bir düşündüm elimde olmayarak da olsa kendi kendime güldüm. Ardından da yüzüm asılmadı değil.
Değil de benim oturduğum yerle olayın ne alakası vardı onu anlayamamıştım.
Sordum.
“Benim oturduğum kat niye önemli ki?” dedim.
“Antalya’da 4. Katta oturanlara son zamanlarda su gelmiyor haberin var mı” deyince anladım.
Anladım da ben 3. Katta oturuyorum ve suyumda şükür ki bir eksilme yok da, hakikaten ya 4. Kat ve üstünde oturanların bu kavurucu Temmuz sıcağında hali ne olurdu ki?.
Bir bildiği olmasa neden durduk yerde 4. Katta oturma olayına parmak basardı?
Niçin benim dikkatimi bu yöne çekmeye çalışırdı?
Birilerine belki çok basitmiş gibi gelebilir bu suyun yüksek katlara çıkamıyor olması da bana göre de en dikkat edilmesi gereken konuların başındadır.
Antalya’nın suyu mu tükeniyor ki?
Kuraklık kapımıza mı dayanmak üzere?
Olay tazyik ya da enerji faktörü falan mı?
Telefona sarılıp kafamıza takılan bu soruları yöneltmeye kalksak, eminim türlü türlü bahaneleri sunup, “Bu konuda benim herhangi bir bilgim yok” diyecek olanlara kadar.
Ama adım gibi eminim ki “Nereden çıkarttın böyle abuk subuk bir soruyu diyecek olana da rastlamak mümkün.
Zira özellikle belediyelerde kraldan çok kralcı olduğunu bilenler arasında olduğum da bir gerçek.
Sahi ya sen kaçıncı katta ikamet ediyorsun?
Hiç bu kavurucu Antalya sıcağında kendini evine atıp koşar adımlarla banyoya gittiğinde hiç musluktan akmayan su faktörüyle karşı karşıya kaldın mı?
Dedim ya, ben 3. Katta oturuyorum da.,
O nedenle o gavur eziyetini pek yaşamadım.
Zemini sularla dolu, en küçük bir depremde beşik gibi sallanacak olan Konyaaltı’na bile 15-20 kat izni verilen Antalya’nın yüzde 90’ı çok katlı binalarla çevrili.
Peki ya yarını?
Dubleks veya tripleks rezidanslarda oturanlar yönetmiyor mu bizleri?
Onların su konusunda tuzları kuru.
Nerden bilecekler 4 ve üstü katlarda oturan vatandaşların susuzluklarını?
Tok açın halinden anlar mı ki?
Tüm bunları düşünürken aklıma yerleşik yabancılarımızın Antalya’dan kaçmaları geldi.
Yani dün kentimize akın edip, kiraları ve ev fiyatlarını patlatanların ülkelerine geri dönmelerine.
Tamam genelde hayat pahalılığından dem vurduk da hep, “Antalya sıcağına dayanamayıp denizin yolunu tutanlar evlerine geldiklerinde alacakları duşa hasretler. Sen olsan durur musun” sorusu yöneltenlere “Dururum” mu cevabı verecektim?
Bu işin sonu nereye gider bilemem.
Ve bilecek olanlar da sessiz olduklarına göre durum vahim olsa gerek.
Sahi ya 9, 10 ne bileyim 11, 12. Katta oturanlar damacana sularla mı yemek yapıp duş sorunlarını çözüyorlar ki?