Antalya Büyükşehir geçtiğimiz günlerde tüm medyaya şöyle bir haber geçiyor:
“Büyükşehir Belediyesi temiz bir kent için çalışıyor.”
Ve devam ediyor.
“Antalya Büyükşehir Belediyesi, temiz bir kent için ana cadde ve bulvarlar, kaldırımları ve durakları yıkayıp temizliyor.”
Temizliyor derken yanlış anlaşılmasın gönderilen haber fotoğraflarının tamamı, deterjan ile köpürtülmüş suların temizlik görevlilerince kürününken hali.
Antalya şehrinde, Ulaşım A.Ş şirketine ait, 4242 Otobüs durağı ile 134 Otobüs hattı bulunmaktadır.
Tam tamına 4242 durak.
Ve Büyükşehir Belediyesi olarak tüm durakları, sokakları, en önemlisi de göz önündeki ana arterleri temizleme, daha da ötesi, deterjanla yıkama seferberliği başlatmış.
“Lara istikametinden çıkıp, Sarısu’ya kadar olan bölümü yıkayalım” deseler, İddia ediyorum 5. Durağa gelmeden ilk başladığın durak temizlenmemiş haline döner.
Dönmese de yetirecek deterjan bulamazsınız.
Ama her zamanki gibi, “Dostlar alışverişte görsün” zihniyeti.
Belli bir güzergâhı temizleyip, bazılarını da es geçemezsiniz. Konyaaltı’na hangi gözle baktıysan, Sütçülerdeki durak için de aynı bakışı, aynı tutumu sergilemek zorundasın.
Belediyecilikte kural bu.
“Acaba falanca mahalleden ben gerekli oyu aldım mı da, oraya hizmet götüreceğim” zihniyeti yok mu benim ülkemde?
Tabi ki var.
Cahil Belediye Başkanı mı duymadık?
Dünyanın hiçbir yerinde sokaklara gelişigüzel atılan çöpleri temizlemeye yetişilemez.
Kaç mahalle, kaç sokağa çöpçü yetişebilecek?
Dünyanın hiçbir şehrinde de, ben otobüs duraklarının ya da yolların deterjanlarla yıkandığını duymadım.
Antalya’da yıkanıyor!.
Temizlik imandan gelir de, gelişmiş ülkelerde şehirlerin tertemiz olmasının sebebi, Belediyelerin sokaklarda, caddelerde sürekli temizlik yapması değil, vatandaşların temel bir uygarlık kuralı olarak yerlere çöp atmamasıdır.
Peki, bu Türkiye’de mümkün mü?
Yine bence belki 7-8 yıl öncesine kadar mümküniyete doğru gidiyorduk. Ne zaman en az temizlik ve hijyen konusunda bizim kadar olmasa da, pek dikkatli ülke olarak bilinmeyenlerin Türkiye’ye göçlerine izin verilmesiyle, işte o gün kaset geri sarıldı.
Hal böyle olunca da, Sebahattin abimin (Namı değer Şehir Restoran Sebattin Aladağ) Konyaaltı’ndaki eski yüzme havuzunun karşısında bir pansiyonu vardı. Yanından oluk oluk akan bir dere de geçerdi. Sanırım sayım zamanıydı dolayısıyla sokağa çıkma yasağı vardı. Pansiyondaki misafirler arasında Suudi Arabistanlı bir aile bulunuyordu. Ailenin büyüğü mutfağa geçti, koca bir tencere pilav yaptı. Pilav piştikten sonra dinlenmeye alındı.
Belli bir süre sonra bizlere de pilav yer misiniz teklifi getirdiler, yemek isteyenlere tabaklara koyularak verildi.
Ama Araplar ne yaptı biliyor musunuz?
Koca bir tepsiye pilavı boca ettiler, etrafına çöküp başladılar parmaklarıyla yemeye.
Hepimiz hayretler içerisinde kalmıştık.
Kaşık verin” diye bağırdı Sebahattin abi. Görevli kaşıkları getirdiğinde, hemen atıldılar, “No, no, nooo” yani istemiyoruz diye.
Temizlik evet imandan gelir de, biraz da içten gelecek arkadaş.
Sen istediğin kadar temizlik düşkünü ol.
Elindeki bir peçeteyi atabilmek için istersen köşe bucak çöp ara.
Başkaları aynı zihniyette olmadığı sürece vay benim ülkeme…
Koca Antalya’yı belediye bakalım kaç günde yıkayacak da, bu kent sinekten, çöplerden arındırılacak.
Öyle 5 metre karelik alana, 50 tane temizlik elemanı yığmakla temizlik olmaz
Sadece dostların alışverişte gibi görür.